En Faziletli Zikirler: Kalbin Şifası, Ruhun Gıdası (Detaylı)

En Faziletli Zikirler: Kalbin Şifası, Ruhun Gıdası (Detaylı)

Tesbih & Zikir12 dk okuma

Aziz kardeşlerim, Cuma'nın bereketi üzerinize olsun. Dersimizden sonra çaylarımızı yudumlarken, ruhumuzun en temel gıdası olan bir konuyu, zikri konuşalım istiyorum. Zikir, kelime anlamı olarak 'anmak, hatırlamak' demektir. İslam'da ise Allah'ı (c.c.) anmak, O'nu hatırlamak, O'nun güzel isimlerini ve yüce sıfatlarını dil ile veya kalp ile tekrar etmek anlamına gelir. Zikir, modern hayatın gürültüsü içinde yorulan ruhlarımıza bir sığınak, kararan kalplerimize bir nur ve Rabbimize olan vuslat yolculuğumuzda en sadık yoldaşımızdır. O, sadece dilde söylenen kelimelerden ibaret değildir; bilakis, kulu Yaradan'ına bağlayan en kuvvetli manevi bağdır. Günlük zikirler ile hayatınıza manevi bir boyut katabilirsiniz.

Kur'an-ı Kerim'de Zikrin Yeri ve Önemi

Kardeşlerim, zikrin ehemmiyetini anlamak için ilk müracaat edeceğimiz kaynak, şüphesiz Kelâmullah, yani Kur'an-ı Kerim'dir. Rabbimiz, kitabının pek çok yerinde bizleri zikre teşvik eder. Bu, O'nun bir şeye ihtiyacı olduğundan değil, bizim O'nu anmaya muhtaç olduğumuzdandır.

En temel ayetlerden biri, hepimizin bildiği gibi Bakara Suresi'ndedir: "Öyle ise siz beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin, nankörlük etmeyin." (Bakara 2:152). Büyük müfessir İbn Kesîr, bu ayeti tefsir ederken Allah'ın kulunu zikretmesinin, ona rahmet etmesi, onu bağışlaması, melekler katında ondan övgüyle bahsetmesi gibi manalara geldiğini belirtir. Düşünebiliyor musunuz? Siz burada aciz bir kul olarak "Sübhanallah" diyorsunuz, Alemlerin Rabbi olan Allah ise sizi kendi katında anıyor. Bundan daha büyük bir şeref olabilir mi?

Zikrin kalbe olan tesirini en güzel ifade eden ayet ise Ra'd Suresi'ndedir: "Onlar, inananlar ve kalpleri Allah'ı zikretmekle huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalpler ancak Allah'ı zikretmekle huzur bulur." (Ra'd 13:28). Fahreddin Râzî, bu ayetin tefsirinde kalbin fıtrat olarak sürekli bir arayış içinde olduğunu, dünyevi hiçbir şeyin onu tam manasıyla tatmin edemeyeceğini, zira kalbin sahibini, yani Allah'ı aradığını söyler. İşte zikir, kalbi asıl sahibiyle buluşturan ve o dinmeyen arayışa son veren ilahi bir iksirdir.

Zikrin adabını, nasıl yapılması gerektiğini ise Rabbimiz şöyle öğretir: "Rabbini, içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah-akşam zikret ve gafillerden olma." (A'râf 7:205). Bu Mekkî ayet, zikrin gösterişten uzak, samimiyetle, tevazu içinde ve devamlı olması gerektiğini bizlere hatırlatır.

Zor zamanlarda, düşmanla karşı karşıya kalındığında bile zikir, müminin en büyük silahıdır: "Ey iman edenler! Bir topluluk ile karşılaştığınızda sebat edin ve Allah'ı çok zikredin ki başarıya eresiniz." (Enfâl 8:45). Taberî, bu ayetin tefsirinde, savaşın en şiddetli anında bile Allah'ı anmanın, kalplere sebat ve cesaret vereceğini, ayakları sabit kılacağını ifade eder.

Son olarak, gerçek müminlerin bir vasfı olarak zikir şöyle anlatılır: "Müminler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O'nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman bu onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler." (Enfâl 8:2). Zikir, imanın bir göstergesi olduğu gibi, imanı artıran bir ameldir de.

Müslüman bir kadının tesbih çekerek zikretmesi, huzurlu bir atmosferde

Nüzul Sebebi ve Tarihsel Arka Plan: Zikir Sahabe Hayatında Nasıl Bir Yer Tutuyordu?

Kardeşlerim, ayetleri ve hadisleri daha iyi anlamak için onların indiği ve söylendiği ortama, yani Asr-ı Saadet'e bir yolculuk yapmamız gerekir. Zikir, Sahabe-i Kiram efendilerimizin hayatının merkezindeydi. Mekke dönemini düşünelim. Müslümanlar azınlıkta, sürekli bir baskı ve işkence altındalar. İşte bu çetin şartlarda, onları ayakta tutan manevi güç neydi? Elbette ki zikir ve namaz. A'râf Suresi 205. ayet gibi Mekke'de inen ayetler, onlara sabrı, Allah'a içten yakarışı ve O'nu anarak metanet bulmayı öğretiyordu. Zikir, onların dış dünyadaki fırtınalara karşı sığındıkları manevi bir kaleydi. Dilleri Allah'ı anarken, kalpleri O'na olan imanla doluyor, bu da onlara müşriklerin zulmüne karşı direnecek gücü veriyordu.

Medine dönemine geldiğimizde ise zikrin fonksiyonu daha da genişledi. Artık bir İslam devleti kurulmuş, savaşlar, anlaşmalar, sosyal düzenlemeler başlamıştı. Enfâl Suresi 45. ayet, Bedir veya Uhud gibi çetin savaşların ortasında inmiş olabilir. Düşünün, kılıçların gölgesinde, ölümle burun buruna iken Rabbimiz onlara ne emrediyor? "Allah'ı çokça zikredin." Bu, sadece bir manevi teselli değil, aynı zamanda stratejik bir emirdir. Çünkü Allah'ı anan kalp korkmaz, cesaretle dolar, paniklemez ve doğru kararlar verir. Sahabe, savaş meydanında tekbirlerle, tehlillerle ilerlerken, zikir onların hem parolası hem de en büyük motivasyon kaynağı oluyordu.

Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) meclisleri, birer zikir meclisiydi. O, her fırsatta ashabını zikre teşvik eder, onlarla birlikte Allah'ı anardı. Ebû Hüreyre'den (r.a.) rivayet edilen meşhur hadis-i şerifte, meleklerin zikir halkalarını aradığı, bulduklarında birbirlerine müjdeleyip o meclisi kanatlarıyla semaya kadar kuşattıkları anlatılır (Buhârî, Deavât, 66; Müslim, Zikir, 25). Bu, zikrin sadece bireysel bir ibadet olmadığını, cemaatle yapıldığında rahmetin ve bereketin nasıl sağanak sağanak yağdığını gösteren en güzel delillerdendir.

Hadis-i Şerifler Işığında En Faziletli Zikirler Hangileridir?

Kur'an-ı Kerim'de zikrin önemi vurgulandıktan sonra, bu ibadetin en güzel örneklerini ve faziletlerini Rahmet Peygamberi Efendimiz'in (s.a.v.) hayatında ve sözlerinde buluruz. O, yaşayan Kur'an'dı ve hayatının her anı zikir ile bezenmişti.

1. Kelime-i Tevhid: Lâ İlâhe İllallah (Allah'tan başka ilah yoktur)

Bu mübarek kelime, İslam'ın temel direğidir. Dinin özü, esası ve anahtarıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Zikrin en faziletlisi 'Lâ ilâhe illallah', duanın en faziletlisi ise 'Elhamdülillah'tır.'" (Tirmizî, Duâ, 9; İbn Mâce, Edeb, 55). Bu sadece bir söz değildir; bir hayat nizamıdır. Bu kelimeyi kalp ile tasdik ederek söylemek, kalbi Allah'tan gayrı her türlü sahte ilahtan (makam, mevki, para, nefs) temizler. İmanı en saf haliyle yaşamaktır. Yine Efendimiz (s.a.v.), "Kimin (hayattaki) son sözü Lâ ilâhe illallah olursa, cennete girer" (Ebû Dâvûd, Cenâiz, 16) buyurarak bu kelimenin kurtuluş vesilesi olduğunu müjdelemiştir.

2. Bâkiyât-üs-Sâlihât (Kalıcı Salih Ameller): Sübhanallah, Elhamdülillah, Lâ İlâhe İllallah, Allahu Ekber

Bu dört zikir, arşı tavaf eden, söyleyen için arı vızıltısı gibi ses çıkaran mübarek kelimelerdir. Namazlardan sonra 33'er defa çektiğimiz bu tesbihatın kökeni çok derindir. Ebû Hüreyre'den (r.a.) rivayet edildiğine göre, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "'Sübhanallah, Elhamdülillah, Lâ ilâhe illallah ve Allahu Ekber' demek, benim için üzerine güneşin doğduğu her şeyden (bütün dünyadan) daha sevimlidir." (Müslim, Zikir, 32). Düşünün ki, bir defa bu tesbihatı yapmak, Efendimiz'in nazarında dünya ve içindekilerden daha kıymetlidir. Bu zikirler Allah'ı bütün noksanlıklardan tenzih (Sübhanallah), O'na en güzel şekilde hamd (Elhamdülillah), O'nun tek ilah olduğunu ikrar (Lâ ilâhe illallah) ve O'nun en büyük olduğunu ilan (Allahu Ekber) etmektir. İslam'ın özeti gibidir.

3. Allah'a En Sevimli İki Cümle: Sübhanallahi ve bihamdihi, Sübhanallahil'azîm

Bu zikir, hem çok kolay hem de mizanda çok ağırdır. Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor, Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: "İki kelime vardır ki, bunlar dile hafif, mizanda ağır, Rahman'a da sevimlidirler: Sübhanallahi ve bihamdihi, Sübhanallahil'azîm (Allah'ı hamdi ile tesbih ederim, Yüce Allah'ı tesbih ederim)." (Buhârî, Deavât, 65; Müslim, Zikir, 31). İmam Nevevî gibi alimler, bu hadisin zikrin ne kadar kolay ve ne kadar büyük bir mükafatı olduğunu göstermek için en veciz örnek olduğunu söylerler. Meşguliyet anlarımızda, yolda yürürken dilimizden düşürmememiz gereken bir hazinedir.

4. İstiğfar: Estağfirullah

Estağfirullah, 'Allah'tan bağışlanma dilerim' anlamına gelir. Bu zikir, günahların affedilmesi için yapılan önemli bir duadır ve sadece günahkârlar için değildir. Masum olan Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bile, "Vallahi ben günde yetmiş defadan fazla Allah'tan beni bağışlamasını diler, O'na tevbe ederim." (Buhârî, Deavât, 3) buyurmuştur. Bu, biz ümmetine bir derstir. İstiğfar, sadece günahları silmekle kalmaz, aynı zamanda kalpteki pası temizler, manevi tıkanıklıkları açar, rızkı bereketlendirir ve sıkıntılardan bir çıkış yolu gösterir. Seyyidü'l-istiğfar (istiğfarın efendisi) duası ise bu zikrin zirvesidir.

5. Salavat-ı Şerife

Salavat-ı Şerife, Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) yapılan dualardır. Bu, aslında Allah'ın emrini yerine getirmektir: "Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber'e salât ederler. Ey iman edenler, siz de ona salât edin ve tam bir teslimiyetle selam verin." (Ahzâb 33:56). Salavat getirmek, Efendimiz'e olan sevgi ve vefamızın bir ifadesidir. O'nun şefaatine nail olmaya bir vesiledir. Efendimiz (s.a.v.) şöyle müjdeler: "Kim bana bir defa salât getirirse, Allah da ona on salât (rahmet) eder, on günahını siler ve on derece yükseltir." (Nesâî, Sehv, 55). Dualarımızın başında ve sonunda salavat getirmek, duanın kabulüne en büyük vesilelerden biridir.

Osmanlı dönemine ait bir cami içindeki hat sanatıyla yazılmış zikir örnekleri

Fıkhî Boyutu: Zikirde Mezheplerin Yaklaşımı

Kardeşlerim, ibadetlerin bir de fıkhî, yani hukukî boyutu vardır. Zikir konusunda da alimlerimiz, özellikle cehrî (sesli) ve hafî (sessiz) zikir ile toplu zikir meselelerini ele almışlardır.

1. Sesli (Cehrî) ve Sessiz (Hafî) Zikir: Bu konuda temel delil, yukarıda zikrettiğimiz A'râf Suresi 205. ayettir: "...yüksek olmayan bir sesle...".

  • Hanefî Mezhebi: Genellikle sessiz zikri (hafî) daha faziletli görür. Zira sessiz zikir, riyadan (gösterişten) daha uzak ve ihlasa daha yakındır. Ancak başkalarına öğretmek (ta'lim) veya gafleti dağıtmak gibi bir maslahat (fayda) varsa sesli zikre de cevaz verirler.
  • Şâfiî ve Mâlikî Mezhepleri: Bu konuda daha esnek bir yaklaşıma sahiptirler. Namaz kılanları, uyuyanları veya Kur'an okuyanları rahatsız etmemek ve riya tehlikesi olmamak kaydıyla sesli zikrin caiz, hatta bazen müstehap olabileceğini söylerler. Delil olarak, İbn Abbas'ın (r.a.) rivayet ettiği, "Resûlullah (s.a.v.) zamanında insanlar farz namazdan çıktıklarında yüksek sesle zikrederlerdi." (Buhârî, Ezan, 155) hadisini gösterirler.
  • Hanbelî Mezhebi: Genellikle Hanefîler gibi sessiz zikrin efdal olduğu görüşündedirler, ancak belirli durumlarda ve belirli zikirlerde (bayram tekbirleri gibi) sesli yapmanın meşru olduğunu kabul ederler.

Özetle, alimlerin ittifak ettiği nokta şudur: Zikrin özü ihlas ve huşudur. Kalp hazır olduktan sonra, niyete ve ortama göre hem sesli hem de sessiz zikir meşrudur. En efdal olan ise, kişinin kendi nefsine en çok tesir eden ve onu riyadan en çok koruyan yöntemi seçmesidir.

2. Zikir Halkaları (Toplu Zikir): Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) zikir meclislerini öven hadisleri (Buhârî, Müslim), dört mezhep alimleri tarafından da toplu halde Allah'ı zikretmek için bir araya gelmenin meşru ve faziletli olduğuna delil sayılmıştır. Buradaki temel fıkhî tartışma, zikrin kendisi değil, icra ediliş şekli (belli bir ritimle, hareketle yapılması gibi sonradan ortaya çıkan tasavvufî uygulamalar) üzerinedir. Ancak salt olarak bir araya gelip Kur'an okumak, tesbihat yapmak, salavat getirmek bütün mezheplere göre teşvik edilen bir ameldir.

Pratik Uygulama: Zikri Hayatımıza Nasıl Dahil Ederiz?

İlim, amel etmek içindir kıymetli kardeşlerim. Bu kadar faziletini öğrendiğimiz zikri, hayatımızın bir parçası haline getirmek zorundayız. "Hocam, vaktim yok, çok yoğunum" mazeretini bir kenara bırakalım. Zikir, vakit ayıramayacak kadar meşgul olanlar için en kolay ibadettir. İşte birkaç pratik tavsiye:

  • Sabah ve Akşam Vakitlerini İhya Edin: Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) sabah ve akşam yaptığı dualar ve zikirler (mesela, "Hasbiyallahu lâ ilâhe illâ hû, aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbü'l-arşi'l-azîm" yedi defa) vardır. Bunları hayatınıza alın. Güne zikirle başlayıp günü zikirle bitirmek, günün tamamını bereketlendirir.
  • "Ölü Zamanları" Canlandırın: Otobüste, metroda, trafikte, sırada beklerken geçirdiğiniz zamanları düşünün. Bu zamanlar, istiğfar, salavat veya kısa tesbihler için altın değerindedir. Telefonunuzla meşgul olmak yerine, dilinizi zikirle meşgul edin. Göreceksiniz ki o sıkıcı bekleyiş anları, manevi birer dolum istasyonuna dönüşecek.
  • Namaz Tesbihatını Terk Etmeyin: Namaz sonrası tesbihat, Peygamberimizin bize en büyük hediyelerinden biridir. Aceleyle camiden çıkmak yerine o 3-4 dakikayı ayırıp tesbihatı hakkıyla yapmak, namazın manasını tamamlar ve büyük sevaplara vesile olur.
  • Abdestli Gezmeye Gayret Edin: Mümkün mertebe abdestli bulunmak, kişiyi manen zinde tutar ve zikre daha hazır hale getirir. Dilin zikre başlaması daha kolay olur.
  • Teknoloji'den Faydalanın: Zikirmatik Kullanımı: Günümüzde teknolojinin gelişmesiyle birlikte, zikirmatik gibi uygulamalar zikir yapmayı kolaylaştırmaktadır. Zikirmatik, zikir sayısını takip etmeye ve düzenli zikir yapmaya yardımcı olur. Özellikle belirli bir sayıyı hedeflediğinizde (mesela günde 100 istiğfar) bu uygulamalar çok faydalıdır. Unutmayın, araçlar amaç değildir. Zikirmatik, sadece sayıyı unutmamak için bir yardımcıdır, aslolan kalbin zikre iştirakidir.

Zikrin Faydaları Nelerdir?

Zikir, müminin hayatında birçok olumlu etki yaratan manevi bir yatırımdır. Faydaları saymakla bitmez ama başlıcaları şunlardır:

  • Kalbi nurlandırır, imanı güçlendirir ve marifetullah (Allah'ı tanıma) kapılarını açar.
  • Ruhsal sıkıntıları, stresi, anksiyeteyi giderir ve iç huzuru (sekîne) sağlar.
  • Günahlardan arınmaya ve Allah'ın mağfiretine nail olmaya vesile olur.
  • Kulu Allah'a yakınlaştırır ve O'nun sevgisini kazandırır.
  • Duaların kabulüne en büyük yardımcıdır.
  • Unutkanlığı giderir, hafızayı ve zihni açar.
  • Şeytanın vesveselerine ve desiselerine karşı en güçlü kalkandır.
  • Namaz vakitlerini hatırlatır ve diğer ibadetlere karşı şevk ve istek verir.
Geleneksel bir zikirmatik (tesbih sayacı) ve yanında bir Kur'an-ı Kerim

Zikir Çekerken Yapılan Yaygın Hatalar

Amellerin kabulü, niyetlere ve usulüne uygun yapılmasına bağlıdır. Zikirde de kaçınmamız gereken bazı hatalar vardır:

  • Gösteriş (Riya) İçin Zikir Yapmak: Zikri, "ne kadar takva sahibi bir insan desinler" diye yapmak, ameli boşa çıkarır. İbadet sadece ve sadece Allah rızası için yapılır.
  • Anlamını Düşünmeden, Gafletle Yapmak: Dil tesbih çekerken aklın, kalbin bambaşka yerlerde olması, zikrin ruhunu öldürür. Elbette hiç yapmamaktan iyidir ama asıl faydayı elde etmeyi engeller.
  • Aceleci Davranmak: Sayıyı tamamlamak için tesbih tanelerini hızla çekmek, kelimeleri doğru telaffuz etmemek, zikre karşı bir saygısızlıktır. Tane tane, hakkını vererek yapmak esastır.
  • Bid'atlere Sapmak: Kur'an ve Sünnet'te aslı olmayan, sonradan uydurulmuş zikir şekillerinden ve dualardan kaçınmak gerekir. En güzel ve en faziletli zikirler, Peygamber Efendimiz'in bize öğrettikleridir.

Editörden Not: Kalbin Zikre İştiraki Nasıl Sağlanır?

Kıymetli okuyucum, buraya kadar zikrin önemini, çeşitlerini ve faydalarını konuştuk. Ancak tüm bunların özünde yatan bir sır var: Kalbin iştiraki. İmam Gazzâlî Hazretleri İhyâ'sında, gafil bir kalp ile yapılan zikrin çok az faydası olduğunu söyler. Peki, ne yapacağız? Dilimiz zikrederken aklımızın pazara gitmesini nasıl engelleyeceğiz? Bu, hepimizin ortak derdi. Bu konuda acizane birkaç tavsiyem olacak. Öncelikle, zikri bir görev gibi değil, bir ihtiyaç gibi görmeliyiz. Nasıl ki susayınca suya koşuyorsak, ruhumuz daraldığında, kalbimiz katılaştığında da zikre koşmalıyız. Zikir, ruhun suyudur, gıdasıdır. İkinci olarak, zikre başlamadan önce kısa bir tefekkür molası verin. Örneğin, "Elhamdülillah" diyecekseniz, bir an durun ve o gün Allah'ın size verdiği nimetleri düşünün: aldığınız nefesi, gören gözünüzü, yürüyen ayağınızı, ailenizi... O zaman söyleyeceğiniz "Elhamdülillah" kelimesi, dudaklarınızdan dökülen kuru bir söz değil, kalbinizin derinliklerinden gelen bir şükran nidası olacaktır. Üçüncü olarak, yavaşlayın. Hedefiniz 1000 tesbih çekmek olmasın, 10 tane ama kalpten gelen tesbih çekmek olsun. Sayılar bir teşvik aracıdır, amaç değildir. Zikrin manasını yaşayarak, hissederek söyleyin. "Sübhanallah" derken Allah'ın kainattaki kusursuz sanatını, O'nun her türlü eksiklikten münezzeh olduğunu düşünün. İşte o zaman zikir, kalbinize işlemeye, ruhunuzu cilalamaya başlayacaktır. Bu bir yolculuktur, hemen olmayabilir ama sabırla ve samimiyetle gayret ederseniz, Rabbim kalbinizin kapılarını zikrin nuruna açacaktır.

Sonuç

Kardeşlerim, sözlerimizi toparlayacak olursak; en faziletli zikirler, müminin kalbini nurlandıran, ruhunu dinlendiren ve onu Allah'a en çok yakınlaştıran amellerin başında gelir. Kelime-i Tevhid, tesbihat, istiğfar ve salavat gibi Nebevî zikirleri hayatımızın merkezine koyduğumuzda, dünyanın geçici sıkıntılarının nasıl küçüldüğünü, kalbimize nasıl bir huzur ve sükunetin dolduğunu bizzat tecrübe edeceğiz. Unutmayın, zikir sadece dil ile değil, asıl olarak kalp ile yapılır ve her ikisi birleştiğinde en büyük manevi kazanç elde edilir. Namaz sonrası okunacak dualar da zikrin ayrılmaz bir parçasıdır.

Siz de bugünden tezi yok, hayatınıza zikri dahil ederek, kalbinizi nurlandırabilir, ruhunuzu dinlendirebilir ve Allah'a daha yakın bir kul olabilirsiniz. Bu manevi yolculukta Rabbim hepimizin yardımcısı olsun.

Kaynaklar

  • Kur'an-ı Kerim ve Meâli
  • Riyâzü's-Sâlihîn - İmam Nevevî
  • El-Ezkâr: Zikirler ve Dualar Kitabı - İmam Nevevî
  • Câmiu'l-Beyân an Te'vîli Âyi'l-Kur'ân (Tefsîr-i Taberî) - İbn Cerîr et-Taberî
  • Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm (Tefsîr-i İbn Kesîr) - İbn Kesîr
  • Kütüb-i Sitte Hadis Külliyatı (Buhârî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvûd, Nesâî, İbn Mâce)

Sıkça Sorulan Sorular

Zikir için en faziletli vakit hangisidir?
Kur'an-ı Kerim'de 'sabah-akşam' (A'râf 7:205) zikretmek özellikle teşvik edilir. Seher vakti (imsaktan hemen önce) ve ikindi namazı sonrası da zikrin çok kıymetli olduğu vakitlerdir. Ancak zikir için belirli bir vakit sınırlaması yoktur; ayakta, otururken, yatarken, her halde Allah'ı zikretmek mümkündür ve faziletlidir.
Zikirmatik veya tesbih sayacı kullanmak bid'at mıdır?
Hayır, bid'at değildir. Zikirmatik veya tesbih, zikrin kendisi değil, zikrin sayısını unutmamak için kullanılan bir yardımcı araçtır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) döneminde sahabelerin çakıl taşları veya hurma çekirdekleri ile saydıklarına dair rivayetler vardır. Dolayısıyla, sayı takibine yardımcı olan bu tür araçları kullanmakta dinen bir sakınca yoktur. Önemli olan, aracın amacın önüne geçmemesi ve kalbin zikirden gafil olmamasıdır.
Kadınlar özel günlerinde (hayız ve nifas) zikir yapabilir mi?
Evet, kesinlikle yapabilirler. Kadınlar bu dönemlerinde namaz kılamaz ve Kur'an-ı Kerim'e dokunamazlar (ezberden okuma konusunda mezhepler arasında farklı görüşler vardır). Ancak Kelime-i Tevhid, tesbih (Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahu Ekber), istiğfar, salavat gibi her türlü zikri ve duayı yapabilirler. Bu dönemde zikre devam etmek, manevi bağın kopmamasını sağlar.
Zikir ile dua arasındaki fark nedir?
Zikir, genellikle Allah'ı anmak, O'nun isim ve sıfatlarını tekrar ederek O'nu yüceltmektir (Sübhanallah, Elhamdülillah gibi). Dua ise, kulun Allah'a yönelerek O'ndan bir şey istemesi, O'na yalvarmasıdır. Ancak bu ikisi iç içedir. En güzel dualar, zikir ile başlar. Zikir, duanın kabulüne bir vesiledir. Her zikir bir yönüyle dua, her dua da bir yönüyle zikirdir.
Zikir yapmak için abdestli olmak şart mıdır?
Hayır, zikir yapmak için abdestli olmak şart değildir. Abdestsiz olarak da her türlü zikir (tesbih, tehlil, salavat vb.) yapılabilir. Ancak abdestli olarak yapılan zikrin daha faziletli ve sevabının daha çok olduğu alimler tarafından ifade edilmiştir. Abdest, manevi bir hazırlık olduğu için zikirden alınacak feyzi artırır.
Sesli zikir mi daha faziletlidir, sessiz zikir mi?
Bu durum, kişinin niyetine ve bulunduğu ortama göre değişir. Genel olarak alimler, riyadan (gösterişten) uzak olduğu ve daha fazla huşu sağladığı için sessiz zikri daha faziletli görmüşlerdir. Ancak başkalarını teşvik etmek, gafleti dağıtmak veya uykuyu gidermek gibi niyetlerle, kimseyi rahatsız etmeden yapılan sesli zikrin de faziletli olduğu durumlar vardır. Önemli olan kalbin samimiyetidir.
Zikir esnasında dikkatim çok dağılıyor, ne yapmalıyım?
Bu çok yaygın bir durumdur ve şeytanın bir vesvesesidir. Öncelikle pes etmeyin. Dikkatinizi toplamak için şunları deneyebilirsiniz: 1) Zikre başlamadan önce kısa bir tefekkür yapın. 2) Zikri tane tane ve yavaşça yapın. 3) Söylediğiniz kelimenin anlamına odaklanın. 4) Gözlerinizi kapatarak dış dünyayla bağlantınızı kesmeyi deneyin. 5) Daha sessiz ve sakin bir ortam seçin. Zamanla ve sabırla kalp, zikre alışacak ve odaklanma kolaylaşacaktır.
Belirli bir zikri mutlaka belli bir sayıda mı yapmak gerekir?
Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) belirli sayılarda tavsiye ettiği zikirler vardır (örneğin namaz sonrası 33'er tesbihat). Bu sayılara riayet etmek sünnete uymak açısından önemlidir ve tavsiye edilir. Ancak genel olarak zikirde aslolan sayıdan ziyade devamlılık ve ihlastır. 'Az da olsa devamlı olan amel, Allah katında en sevimli olanıdır' (Buhârî, Müslim). Belirli bir sayıya takılıp zikri tamamen terk etmek yerine, yapabildiğiniz kadar ihlasla yapmak çok daha kıymetlidir.
#Zikir#Tesbihat#İslam#Dua#Maneviyat

Zikirmatik Uygulamasını İndirin

Namaz vakitleri bildirimleri, zikir sayacı, tesbih ve daha fazlası için ücretsiz uygulamayı indirin.

İlgili Yazılar