Yusuf Suresi okunuşu, anlamı ve fazileti; Latin harfli okunuşu, Diyanet meali, Mekki nüzul bağlamı ve sabır-tevekkül temalı tefsiri ile en güzel kıssanın derslerini ve okumanın faziletlerini açıklayan kapsamlı bir rehberdir.
Yusuf Suresi okunuşu, anlamı ve fazileti, Kur'an-ı Kerim'de bir bütün olarak tek bir kıssayı anlatan en uzun sureyi merak eden herkes için anahtar bir konudur. Kur'an'da 12. sure olan Yusuf Suresi, 111 ayetten oluşur ve tamamı Mekke döneminde nazil olmuştur. Allah Teala bu sureyi bizzat 'ahsenü'l-kasas' yani kıssaların en güzeli olarak vasfetmiştir. Hz. Yusuf'un çocukluk rüyasından başlayıp kuyuya atılması, köle olarak satılması, Züleyha imtihanı, zindan yılları ve nihayet Mısır'a sultan oluşuna uzanan ibret dolu yolculuğu, sadece tarihi bir anlatı değil, her dönemde geçerli olan sabır, iffet, affetme ve tevekkül ilkelerinin canlı bir tefsiridir. Bu rehberde Yusuf Suresi'nin Latin harfli Türkçe okunuşunu, Diyanet meali ile Türkçe anlamını, Taberî, İbn Kesîr, Kurtubî ve Fahreddin Râzî gibi müfessirlerin görüşlerine dayanan detaylı tefsirini ve sahih kaynaklarda yer alan faziletlerini bulacaksınız. Ayrıca Gaşiye Suresi ve güncel dini hayatla ilgili merak edilen diğer konulara da kaynak temelli açıklamalarla değinilecektir.

Yusuf Suresi Nedir ve Neden Kıssaların En Güzeli Olarak Anılır?
Yusuf Suresi, kıssaların en güzeli olarak anılır çünkü baştan sona tek bir peygamberin hayatını edebi bir bütünlük, psikolojik derinlik ve ilahi hikmet örgüsüyle anlatır.
Bu sure, Kur'an-ı Kerim'in 12. suresidir ve 111 ayettir. Nüzul sıralamasında 53. sure olarak Mekke döneminde, müşriklerin baskılarının arttığı ve Peygamber Efendimiz'in hüzün yılı olarak bilinen dönemde nazil olmuştur. Ahsenü'l-kasas tabiri, Yusuf Suresi'nin 3. ayetinde geçer: 'Biz bu Kur'an'ı vahyederek sana kıssaların en güzelini anlatıyoruz.' Bu ifade, surenin edebi üstünlüğüne ve verdiği derslerin kapsayıcılığına işaret eder.
Mekki Sure Olmasının Anlamı Nedir?
Mekki sure, hicretten önce Mekke'de nazil olan suredir. Yusuf Suresi'nin Mekki olması, muhatabının öncelikle tevhid, nübüvvet ve ahiret konularında tereddüt yaşayan Mekke müşrikleri olduğunu gösterir. Bu dönemde inen sureler genellikle iman esaslarını pekiştirmeyi hedefler.
Yusuf Suresinin Nüzul Sebebi Nedir?
Taberî ve İbn Kesîr'in rivayetine göre, Yahudi alimleri Mekke müşriklerine 'Muhammed'e Yusuf'un kıssasını ve ailesinin neden Şam'dan Mısır'a göç ettiğini sorun, eğer bilirse peygamberdir' demişlerdir. Bunun üzerine müşrikler bu soruyu sormuş ve Yusuf Suresi toptan nazil olmuştur. Bir diğer rivayete göre sahabe, Peygamber Efendimiz'den kendilerine kıssa anlatmasını istemiş, bu istek üzerine bu sure indirilmiştir. Her iki rivayet de surenin, sorulan bir soruya cevap ve gönüllere teselli olarak geldiğini gösterir. Bu bağlamda sure, Hz. Peygamber'e ve ashabına sabır telkin eder; tıpkı Hz. Yusuf gibi, sıkıntının ardından ferahlığın geleceğini müjdeler.
Surenenin Ana Temaları Nelerdir?
- Tevhid ve Nübüvvet: Rüya tabiri, gayb bilgisinin sadece Allah'a ait olduğu.
- Sabır ve Tevekkül: Hz. Yakub ve Hz. Yusuf'un musibetler karşısındaki duruşu.
- İffet ve Takva: Züleyha karşısında gösterilen iffet sınavı.
- Affedicilik: Kardeşlerin ihanetine rağmen gösterilen bağışlayıcılık.
- Tedbir ve Hikmet: Kıtlık yönetimindeki idarecilik örneği.
Arapça Metni
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
1 الٓر ۚ تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُبِينِ
2 إِنَّآ أَنزَلْنَٰهُ قُرْءَٰنًا عَرَبِيًّۭا لَّعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
3 نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ أَحْسَنَ ٱلْقَصَصِ بِمَآ أَوْحَيْنَآ إِلَيْكَ هَٰذَا ٱلْقُرْءَانَ وَإِن كُنتَ مِن قَبْلِهِۦ لَمِنَ ٱلْغَٰفِلِينَ
4 إِذْ قَالَ يُوسُفُ لِأَبِيهِ يَٰٓأَبَتِ إِنِّى رَأَيْتُ أَحَدَ عَشَرَ كَوْكَبًۭا وَٱلشَّمْسَ وَٱلْقَمَرَ رَأَيْتُهُمْ لِى سَٰجِدِينَ
5 قَالَ يَٰبُنَىَّ لَا تَقْصُصْ رُءْيَاكَ عَلَىٰٓ إِخْوَتِكَ فَيَكِيدُوا۟ لَكَ كَيْدًا ۖ إِنَّ ٱلشَّيْطَٰنَ لِلْإِنسَٰنِ عَدُوٌّۭ مُّبِينٌۭ
6 وَكَذَٰلِكَ يَجْتَبِيكَ رَبُّكَ وَيُعَلِّمُكَ مِن تَأْوِيلِ ٱلْأَحَادِيثِ وَيُتِمُّ نِعْمَتَهُۥ عَلَيْكَ وَعَلَىٰٓ ءَالِ يَعْقُوبَ كَمَآ أَتَمَّهَا عَلَىٰٓ أَبَوَيْكَ مِن قَبْلُ إِبْرَٰهِيمَ وَإِسْحَٰقَ ۚ إِنَّ رَبَّكَ عَلِيمٌ حَكِيمٌۭ
7 ۞ لَّقَدْ كَانَ فِى يُوسُفَ وَإِخْوَتِهِۦٓ ءَايَٰتٌۭ لِّلسَّآئِلِينَ
8 إِذْ قَالُوا۟ لَيُوسُفُ وَأَخُوهُ أَحَبُّ إِلَىٰٓ أَبِينَا مِنَّا وَنَحْنُ عُصْبَةٌ إِنَّ أَبَانَا لَفِى ضَلَٰلٍۢ مُّبِينٍ
9 ٱقْتُلُوا۟ يُوسُفَ أَوِ ٱطْرَحُوهُ أَرْضًۭا يَخْلُ لَكُمْ وَجْهُ أَبِيكُمْ وَتَكُونُوا۟ مِنۢ بَعْدِهِۦ قَوْمًۭا صَٰلِحِينَ
10 قَالَ قَآئِلٌۭ مِّنْهُمْ لَا تَقْتُلُوا۟ يُوسُفَ وَأَلْقُوهُ فِى غَيَٰبَتِ ٱلْجُبِّ يَلْتَقِطْهُ بَعْضُ ٱلسَّيَّارَةِ إِن كُنتُمْ فَٰعِلِينَ
11 قَالُوا۟ يَٰٓأَبَانَا مَا لَكَ لَا تَأْمَ۫نَّا عَلَىٰ يُوسُفَ وَإِنَّا لَهُۥ لَنَٰصِحُونَ
12 أَرْسِلْهُ مَعَنَا غَدًۭا يَرْتَعْ وَيَلْعَبْ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَٰفِظُونَ
13 قَالَ إِنِّى لَيَحْزُنُنِىٓ أَن تَذْهَبُوا۟ بِهِۦ وَأَخَافُ أَن يَأْكُلَهُ ٱلذِّئْبُ وَأَنتُمْ عَنْهُ غَٰفِلُونَ
14 قَالُوا۟ لَئِنْ أَكَلَهُ ٱلذِّئْبُ وَنَحْنُ عُصْبَةٌ إِنَّآ إِذًۭا لَّخَٰسِرُونَ
15 فَلَمَّا ذَهَبُوا۟ بِهِۦ وَأَجْمَعُوٓا۟ أَن يَجْعَلُوهُ فِى غَيَٰبَتِ ٱلْجُبِّ ۚ وَأَوْحَيْنَآ إِلَيْهِ لَتُنَبِّئَنَّهُم بِأَمْرِهِمْ هَٰذَا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
16 وَجَآءُوٓ أَبَاهُمْ عِشَآءًۭ يَبْكُونَ
17 قَالُوا۟ يَٰٓأَبَانَآ إِنَّا ذَهَبْنَا نَسْتَبِقُ وَتَرَكْنَا يُوسُفَ عِندَ مَتَٰعِنَا فَأَكَلَهُ ٱلذِّئْبُ ۖ وَمَآ أَنتَ بِمُؤْمِنٍۢ لَّنَا وَلَوْ كُنَّا صَٰدِقِينَ
18 وَجَآءُو عَلَىٰ قَمِيصِهِۦ بِدَمٍۢ كَذِبٍۢ ۚ قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ أَنفُسُكُمْ أَمْرًۭا ۖ فَصَبْرٌۭ جَمِيلٌۭ ۖ وَٱللَّهُ ٱلْمُسْتَعَانُ عَلَىٰ مَا تَصِفُونَ
19 وَجَآءَتْ سَيَّارَةٌۭ فَأَرْسَلُوا۟ وَارِدَهُمْ فَأَدْلَىٰ دَلْوَهُۥ ۖ قَالَ يَٰبُشْرَىٰ هَٰذَا غُلَٰمٌۭ ۚ وَأَسَرُّوهُ بِضَٰعَةًۭ ۚ وَٱللَّهُ عَلِيمٌۢ بِمَا يَعْمَلُونَ
20 وَشَرَوْهُ بِثَمَنٍۭ بَخْسٍۢ دَرَٰهِمَ مَعْدُودَةٍۢ وَكَانُوا۟ فِيهِ مِنَ ٱلزَّٰهِدِينَ
21 وَقَالَ ٱلَّذِى ٱشْتَرَىٰهُ مِن مِّصْرَ لِٱمْرَأَتِهِۦٓ أَكْرِمِى مَثْوَىٰهُ عَسَىٰٓ أَن يَنفَعَنَآ أَوْ نَتَّخِذَهُۥ وَلَدًۭا ۚ وَكَذَٰلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِى ٱلْأَرْضِ وَلِنُعَلِّمَهُۥ مِن تَأْوِيلِ ٱلْأَحَادِيثِ ۚ وَٱللَّهُ غَالِبٌ عَلَىٰٓ أَمْرِهِۦ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
22 وَلَمَّا بَلَغَ أَشُدَّهُۥٓ ءَاتَيْنَٰهُ حُكْمًۭا وَعِلْمًۭا ۚ وَكَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
23 وَرَٰوَدَتْهُ ٱلَّتِى هُوَ فِى بَيْتِهَا عَن نَّفْسِهِۦ وَغَلَّقَتِ ٱلْأَبْوَٰبَ وَقَالَتْ هَيْتَ لَكَ ۚ قَالَ مَعَاذَ ٱللَّهِ ۖ إِنَّهُۥ رَبِّىٓ أَحْسَنَ مَثْوَاىَ ۖ إِنَّهُۥ لَا يُفْلِحُ ٱلظَّٰلِمُونَ
24 وَلَقَدْ هَمَّتْ بِهِۦ ۖ وَهَمَّ بِهَا لَوْلَآ أَن رَّءَا بُرْهَٰنَ رَبِّهِۦ ۚ كَذَٰلِكَ لِنَصْرِفَ عَنْهُ ٱلسُّوٓءَ وَٱلْفَحْشَآءَ ۚ إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُخْلَصِينَ
25 وَٱسْتَبَقَا ٱلْبَابَ وَقَدَّتْ قَمِيصَهُۥ مِن دُبُرٍۢ وَأَلْفَيَا سَيِّدَهَا لَدَا ٱلْبَابِ ۚ قَالَتْ مَا جَزَآءُ مَنْ أَرَادَ بِأَهْلِكَ سُوٓءًا إِلَّآ أَن يُسْجَنَ أَوْ عَذَابٌ أَلِيمٌۭ
26 قَالَ هِىَ رَٰوَدَتْنِى عَن نَّفْسِى ۚ وَشَهِدَ شَاهِدٌۭ مِّنْ أَهْلِهَآ إِن كَانَ قَمِيصُهُۥ قُدَّ مِن قُبُلٍۢ فَصَدَقَتْ وَهُوَ مِنَ ٱلْكَٰذِبِينَ
27 وَإِن كَانَ قَمِيصُهُۥ قُدَّ مِن دُبُرٍۢ فَكَذَبَتْ وَهُوَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
28 فَلَمَّا رَءَا قَمِيصَهُۥ قُدَّ مِن دُبُرٍۢ قَالَ إِنَّهُۥ مِن كَيْدِكُنَّ ۖ إِنَّ كَيْدَكُنَّ عَظِيمٌۭ
29 يُوسُفُ أَعْرِضْ عَنْ هَٰذَا ۚ وَٱسْتَغْفِرِى لِذَنۢبِكِ ۖ إِنَّكِ كُنتِ مِنَ ٱلْخَاطِـِٔينَ
30 ۞ وَقَالَ نِسْوَةٌۭ فِى ٱلْمَدِينَةِ ٱمْرَأَتُ ٱلْعَزِيزِ تُرَٰوِدُ فَتَىٰهَا عَن نَّفْسِهِۦ ۖ قَدْ شَغَفَهَا حُبًّا ۖ إِنَّا لَنَرَىٰهَا فِى ضَلَٰلٍۢ مُّبِينٍۢ
31 فَلَمَّا سَمِعَتْ بِمَكْرِهِنَّ أَرْسَلَتْ إِلَيْهِنَّ وَأَعْتَدَتْ لَهُنَّ مُتَّكَـًۭٔا وَءَاتَتْ كُلَّ وَٰحِدَةٍۢ مِّنْهُنَّ سِكِّينًۭا وَقَالَتِ ٱخْرُجْ عَلَيْهِنَّ ۖ فَلَمَّا رَأَيْنَهُۥٓ أَكْبَرْنَهُۥ وَقَطَّعْنَ أَيْدِيَهُنَّ وَقُلْنَ حَٰشَ لِلَّهِ مَا هَٰذَا بَشَرًا إِنْ هَٰذَآ إِلَّا مَلَكٌۭ كَرِيمٌۭ
32 قَالَتْ فَذَٰلِكُنَّ ٱلَّذِى لُمْتُنَّنِى فِيهِ ۖ وَلَقَدْ رَٰوَدتُّهُۥ عَن نَّفْسِهِۦ فَٱسْتَعْصَمَ ۖ وَلَئِن لَّمْ يَفْعَلْ مَآ ءَامُرُهُۥ لَيُسْجَنَنَّ وَلَيَكُونًۭا مِّنَ ٱلصَّٰغِرِينَ
33 قَالَ رَبِّ ٱلسِّجْنُ أَحَبُّ إِلَىَّ مِمَّا يَدْعُونَنِىٓ إِلَيْهِ ۖ وَإِلَّا تَصْرِفْ عَنِّى كَيْدَهُنَّ أَصْبُ إِلَيْهِنَّ وَأَكُن مِّنَ ٱلْجَٰهِلِينَ
34 فَٱسْتَجَابَ لَهُۥ رَبُّهُۥ فَصَرَفَ عَنْهُ كَيْدَهُنَّ ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
35 ثُمَّ بَدَا لَهُم مِّنۢ بَعْدِ مَا رَأَوُا۟ ٱلْءَايَٰتِ لَيَسْجُنُنَّهُۥ حَتَّىٰ حِينٍۢ
36 وَدَخَلَ مَعَهُ ٱلسِّجْنَ فَتَيَانِ ۖ قَالَ أَحَدُهُمَآ إِنِّىٓ أَرَىٰنِىٓ أَعْصِرُ خَمْرًۭا ۖ وَقَالَ ٱلْءَاخَرُ إِنِّىٓ أَرَىٰنِىٓ أَحْمِلُ فَوْقَ رَأْسِى خُبْزًۭا تَأْكُلُ ٱلطَّيْرُ مِنْهُ ۖ نَبِّئْنَا بِتَأْوِيلِهِۦٓ ۖ إِنَّا نَرَىٰكَ مِنَ ٱلْمُحْسِنِينَ
37 قَالَ لَا يَأْتِيكُمَا طَعَامٌۭ تُرْزَقَانِهِۦٓ إِلَّا نَبَّأْتُكُمَا بِتَأْوِيلِهِۦ قَبْلَ أَن يَأْتِيَكُمَا ۚ ذَٰلِكُمَا مِمَّا عَلَّمَنِى رَبِّىٓ ۚ إِنِّى تَرَكْتُ مِلَّةَ قَوْمٍۢ لَّا يُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَهُم بِٱلْءَاخِرَةِ هُمْ كَٰفِرُونَ
38 وَٱتَّبَعْتُ مِلَّةَ ءَابَآءِىٓ إِبْرَٰهِيمَ وَإِسْحَٰقَ وَيَعْقُوبَ ۚ مَا كَانَ لَنَآ أَن نُّشْرِكَ بِٱللَّهِ مِن شَىْءٍۢ ۚ ذَٰلِكَ مِن فَضْلِ ٱللَّهِ عَلَيْنَا وَعَلَى ٱلنَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ
39 يَٰصَىٰحِبَىِ ٱلسِّجْنِ ءَأَرْبَابٌۭ مُّتَفَرِّقُونَ خَيْرٌ أَمِ ٱللَّهُ ٱلْوَٰحِدُ ٱلْقَهَّارُ
40 مَا تَعْبُدُونَ مِن دُونِهِۦٓ إِلَّآ أَسْمَآءًۭ سَمَّيْتُمُوهَآ أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُم مَّآ أَنزَلَ ٱللَّهُ بِهَا مِن سُلْطَٰنٍ ۚ إِنِ ٱلْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهِ ۚ أَمَرَ أَلَّا تَعْبُدُوٓا۟ إِلَّآ إِيَّاهُ ۚ ذَٰلِكَ ٱلدِّينُ ٱلْقَيِّمُ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
41 يَٰصَىٰحِبَىِ ٱلسِّجْنِ أَمَّآ أَحَدُكُمَا فَيَسْقِى رَبَّهُۥ خَمْرًۭا ۖ وَأَمَّا ٱلْءَاخَرُ فَيُصْلَبُ فَتَأْكُلُ ٱلطَّيْرُ مِن رَّأْسِهِۦ ۚ قُضِىَ ٱلْأَمْرُ ٱلَّذِى فِيهِ تَسْتَفْتِيَانِ
42 وَقَالَ لِلَّذِى ظَنَّ أَنَّهُۥ نَاجٍۢ مِّنْهُمَا ٱذْكُرْنِى عِندَ رَبِّكَ فَأَنسَىٰهُ ٱلشَّيْطَٰنُ ذِكْرَ رَبِّهِۦ فَلَبِثَ فِى ٱلسِّجْنِ بِضْعَ سِنِينَ
43 وَقَالَ ٱلْمَلِكُ إِنِّىٓ أَرَىٰ سَبْعَ بَقَرَٰتٍۢ سِمَانٍۢ يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌۭ وَسَبْعَ سُنۢبُلَٰتٍ خُضْرٍۢ وَأُخَرَ يَابِسَٰتٍۢ ۖ يَٰٓأَيُّهَا ٱلْمَلَأُ أَفْتُونِى فِى رُءْيَٰىَ إِن كُنتُمْ لِلرُّءْيَا تَعْبُرُونَ
44 قَالُوٓا۟ أَضْغَٰثُ أَحْلَٰمٍۢ ۖ وَمَا نَحْنُ بِتَأْوِيلِ ٱلْأَحْلَٰمِ بِعَٰلِمِينَ
45 وَقَالَ ٱلَّذِى نَجَا مِنْهُمَا وَٱدَّكَرَ بَعْدَ أُمَّةٍ أَنَا۠ أُنَبِّئُكُم بِتَأْوِيلِهِۦ فَأَرْسِلُونِ
46 يُوسُفُ أَيُّهَا ٱلصِّدِّيقُ أَفْتِنَا فِى سَبْعِ بَقَرَٰتٍۢ سِمَانٍۢ يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌۭ وَسَبْعِ سُنۢبُلَٰتٍ خُضْرٍۢ وَأُخَرَ يَابِسَٰتٍۢ لَّعَلِّىٓ أَرْجِعُ إِلَى ٱلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَعْلَمُونَ
47 قَالَ تَزْرَعُونَ سَبْعَ سِنِينَ دَأَبًۭا فَمَا حَصَدتُّمْ فَذَرُوهُ فِى سُنۢبُلِهِۦٓ إِلَّا قَلِيلًۭا مِّمَّا تَأْكُلُونَ
48 ثُمَّ يَأْتِى مِنۢ بَعْدِ ذَٰلِكَ سَبْعٌۭ شِدَادٌۭ يَأْكُلْنَ مَا قَدَّمْتُمْ لَهُنَّ إِلَّا قَلِيلًۭا مِّمَّا تُحْصِنُونَ
49 ثُمَّ يَأْتِى مِنۢ بَعْدِ ذَٰلِكَ عَامٌۭ فِيهِ يُغَاثُ ٱلنَّاسُ وَفِيهِ يَعْصِرُونَ
50 وَقَالَ ٱلْمَلِكُ ٱئْتُونِى بِهِۦ ۖ فَلَمَّا جَآءَهُ ٱلرَّسُولُ قَالَ ٱرْجِعْ إِلَىٰ رَبِّكَ فَسْـَٔلْهُ مَا بَالُ ٱلنِّسْوَةِ ٱلَّٰتِى قَطَّعْنَ أَيْدِيَهُنَّ ۚ إِنَّ رَبِّى بِكَيْدِهِنَّ عَلِيمٌۭ
51 قَالَ مَا خَطْبُكُنَّ إِذْ رَٰوَدتُّنَّ يُوسُفَ عَن نَّفْسِهِۦ ۚ قُلْنَ حَٰشَ لِلَّهِ مَا عَلِمْنَا عَلَيْهِ مِن سُوٓءٍۢ ۚ قَالَتِ ٱمْرَأَتُ ٱلْعَزِيزِ ٱلْـَٰٔنَ حَصْحَصَ ٱلْحَقُّ أَنَا۠ رَٰوَدتُّهُۥ عَن نَّفْسِهِۦ وَإِنَّهُۥ لَمِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
52 ذَٰلِكَ لِيَعْلَمَ أَنِّى لَمْ أَخُنْهُ بِٱلْغَيْبِ وَأَنَّ ٱللَّهَ لَا يَهْدِى كَيْدَ ٱلْخَآئِنِينَ
53 ۞ وَمَآ أُبَرِّئُ نَفْسِىٓ ۚ إِنَّ ٱلنَّفْسَ لَأَمَّارَةٌۢ بِٱلسُّوٓءِ إِلَّا مَا رَحِمَ رَبِّىٓ ۚ إِنَّ رَبِّى غَفُورٌۭ رَّحِيمٌۭ
54 وَقَالَ ٱلْمَلِكُ ٱئْتُونِى بِهِۦٓ أَسْتَخْلِصْهُ لِنَفْسِى ۖ فَلَمَّا كَلَّمَهُۥ قَالَ إِنَّكَ ٱلْيَوْمَ لَدَيْنَا مَكِينٌ أَمِينٌۭ
55 قَالَ ٱجْعَلْنِى عَلَىٰ خَزَآئِنِ ٱلْأَرْضِ ۖ إِنِّى حَفِيظٌ عَلِيمٌۭ
56 وَكَذَٰلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِى ٱلْأَرْضِ يَتَبَوَّأُ مِنْهَا حَيْثُ يَشَآءُ ۚ نُصِيبُ بِرَحْمَتِنَا مَن نَّشَآءُ ۖ وَلَا نُضِيعُ أَجْرَ ٱلْمُحْسِنِينَ
57 وَلَأَجْرُ ٱلْءَاخِرَةِ خَيْرٌۭ لِّلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَكَانُوا۟ يَتَّقُونَ
58 وَجَآءَ إِخْوَةُ يُوسُفَ فَدَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَعَرَفَهُمْ وَهُمْ لَهُۥ مُنكِرُونَ
59 وَلَمَّا جَهَّزَهُم بِجَهَازِهِمْ قَالَ ٱئْتُونِى بِأَخٍۢ لَّكُم مِّنْ أَبِيكُمْ ۚ أَلَا تَرَوْنَ أَنِّىٓ أُوفِى ٱلْكَيْلَ وَأَنَا۠ خَيْرُ ٱلْمُنزِلِينَ
60 فَإِن لَّمْ تَأْتُونِى بِهِۦ فَلَا كَيْلَ لَكُمْ عِندِى وَلَا تَقْرَبُونِ
61 قَالُوا۟ سَنُرَٰوِدُ عَنْهُ أَبَاهُ وَإِنَّا لَفَٰعِلُونَ
62 وَقَالَ لِفِتْيَٰنِهِ ٱجْعَلُوا۟ بِضَٰعَتَهُمْ فِى رِحَالِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَعْرِفُونَهَآ إِذَا ٱنقَلَبُوٓا۟ إِلَىٰٓ أَهْلِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
63 فَلَمَّا رَجَعُوٓا۟ إِلَىٰٓ أَبِيهِمْ قَالُوا۟ يَٰٓأَبَانَا مُنِعَ مِنَّا ٱلْكَيْلُ فَأَرْسِلْ مَعَنَآ أَخَانَا نَكْتَلْ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَٰفِظُونَ
64 قَالَ هَلْ ءَامَنُكُمْ عَلَيْهِ إِلَّا كَمَآ أَمِنتُكُمْ عَلَىٰٓ أَخِيهِ مِن قَبْلُ ۖ فَٱللَّهُ خَيْرٌ حَٰفِظًۭا ۖ وَهُوَ أَرْحَمُ ٱلرَّٰحِمِينَ
65 وَلَمَّا فَتَحُوا۟ مَتَٰعَهُمْ وَجَدُوا۟ بِضَٰعَتَهُمْ رُدَّتْ إِلَيْهِمْ ۖ قَالُوا۟ يَٰٓأَبَانَا مَا نَبْغِى ۖ هَٰذِهِۦ بِضَٰعَتُنَا رُدَّتْ إِلَيْنَا ۖ وَنَمِيرُ أَهْلَنَا وَنَحْفَظُ أَخَانَا وَنَزْدَادُ كَيْلَ بَعِيرٍۢ ۖ ذَٰلِكَ كَيْلٌۭ يَسِيرٌۭ
66 قَالَ لَنْ أُرْسِلَهُۥ مَعَكُمْ حَتَّىٰ تُؤْتُونِ مَوْثِقًۭا مِّنَ ٱللَّهِ لَتَأْتُنَّنِى بِهِۦٓ إِلَّآ أَن يُحَاطَ بِكُمْ ۖ فَلَمَّآ ءَاتَوْهُ مَوْثِقَهُمْ قَالَ ٱللَّهُ عَلَىٰ مَا نَقُولُ وَكِيلٌۭ
67 وَقَالَ يَٰبَنِىَّ لَا تَدْخُلُوا۟ مِنۢ بَابٍۢ وَٰحِدٍۢ وَٱدْخُلُوا۟ مِنْ أَبْوَٰبٍۢ مُّتَفَرِّقَةٍۢ ۖ وَمَآ أُغْنِى عَنكُم مِّنَ ٱللَّهِ مِن شَىْءٍ ۖ إِنِ ٱلْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهِ ۖ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ ۖ وَعَلَيْهِ فَلْيَتَوَكَّلِ ٱلْمُتَوَكِّلُونَ
68 وَلَمَّا دَخَلُوا۟ مِنْ حَيْثُ أَمَرَهُمْ أَبُوهُم مَّا كَانَ يُغْنِى عَنْهُم مِّنَ ٱللَّهِ مِن شَىْءٍ إِلَّا حَاجَةًۭ فِى نَفْسِ يَعْقُوبَ قَضَىٰهَا ۚ وَإِنَّهُۥ لَذُو عِلْمٍۢ لِّمَا عَلَّمْنَٰهُ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
69 وَلَمَّا دَخَلُوا۟ عَلَىٰ يُوسُفَ ءَاوَىٰٓ إِلَيْهِ أَخَاهُ ۖ قَالَ إِنِّىٓ أَنَا۠ أَخُوكَ فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
70 فَلَمَّا جَهَّزَهُم بِجَهَازِهِمْ جَعَلَ ٱلسِّقَايَةَ فِى رَحْلِ أَخِيهِ ثُمَّ أَذَّنَ مُؤَذِّنٌ أَيَّتُهَا ٱلْعِيرُ إِنَّكُمْ لَسَٰرِقُونَ
71 قَالُوا۟ وَأَقْبَلُوا۟ عَلَيْهِم مَّاذَا تَفْقِدُونَ
72 قَالُوا۟ نَفْقِدُ صُوَاعَ ٱلْمَلِكِ وَلِمَن جَآءَ بِهِۦ حِمْلُ بَعِيرٍۢ وَأَنَا۠ بِهِۦ زَعِيمٌۭ
73 قَالُوا۟ تَٱللَّهِ لَقَدْ عَلِمْتُم مَّا جِئْنَا لِنُفْسِدَ فِى ٱلْأَرْضِ وَمَا كُنَّا سَٰرِقِينَ
74 قَالُوا۟ فَمَا جَزَٰٓؤُهُۥٓ إِن كُنتُمْ كَٰذِبِينَ
75 قَالُوا۟ جَزَٰٓؤُهُۥ مَن وُجِدَ فِى رَحْلِهِۦ فَهُوَ جَزَٰٓؤُهُۥ ۚ كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلظَّٰلِمِينَ
76 فَبَدَأَ بِأَوْعِيَتِهِمْ قَبْلَ وِعَآءِ أَخِيهِ ثُمَّ ٱسْتَخْرَجَهَا مِن وِعَآءِ أَخِيهِ ۚ كَذَٰلِكَ كِدْنَا لِيُوسُفَ ۖ مَا كَانَ لِيَأْخُذَ أَخَاهُ فِى دِينِ ٱلْمَلِكِ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ ۚ نَرْفَعُ دَرَجَٰتٍۢ مَّن نَّشَآءُ ۗ وَفَوْقَ كُلِّ ذِى عِلْمٍ عَلِيمٌۭ
77 ۞ قَالُوٓا۟ إِن يَسْرِقْ فَقَدْ سَرَقَ أَخٌۭ لَّهُۥ مِن قَبْلُ ۚ فَأَسَرَّهَا يُوسُفُ فِى نَفْسِهِۦ وَلَمْ يُبْدِهَا لَهُمْ ۚ قَالَ أَنتُمْ شَرٌّۭ مَّكَانًۭا ۖ وَٱللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا تَصِفُونَ
78 قَالُوا۟ يَٰٓأَيُّهَا ٱلْعَزِيزُ إِنَّ لَهُۥٓ أَبًۭا شَيْخًۭا كَبِيرًۭا فَخُذْ أَحَدَنَا مَكَانَهُۥٓ ۖ إِنَّا نَرَىٰكَ مِنَ ٱلْمُحْسِنِينَ
79 قَالَ مَعَاذَ ٱللَّهِ أَن نَّأْخُذَ إِلَّا مَن وَجَدْنَا مَتَٰعَنَا عِندَهُۥٓ إِنَّآ إِذًۭا لَّظَٰلِمُونَ
80 فَلَمَّا ٱسْتَيْـَٔسُوا۟ مِنْهُ خَلَصُوا۟ نَجِيًّۭا ۖ قَالَ كَبِيرُهُمْ أَلَمْ تَعْلَمُوٓا۟ أَنَّ أَبَاكُمْ قَدْ أَخَذَ عَلَيْكُم مَّوْثِقًۭا مِّنَ ٱللَّهِ وَمِن قَبْلُ مَا فَرَّطتُمْ فِى يُوسُفَ ۖ فَلَنْ أَبْرَحَ ٱلْأَرْضَ حَتَّىٰ يَأْذَنَ لِىٓ أَبِىٓ أَوْ يَحْكُمَ ٱللَّهُ لِى ۖ وَهُوَ خَيْرُ ٱلْحَٰكِمِينَ
81 ٱرْجِعُوٓا۟ إِلَىٰٓ أَبِيكُمْ فَقُولُوا۟ يَٰٓأَبَانَآ إِنَّ ٱبْنَكَ سَرَقَ وَمَا شَهِدْنَآ إِلَّا بِمَا عَلِمْنَا وَمَا كُنَّا لِلْغَيْبِ حَٰفِظِينَ
82 وَسْـَٔلِ ٱلْقَرْيَةَ ٱلَّتِى كُنَّا فِيهَا وَٱلْعِيرَ ٱلَّتِىٓ أَقْبَلْنَا فِيهَا ۖ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ
83 قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ أَنفُسُكُمْ أَمْرًۭا ۖ فَصَبْرٌۭ جَمِيلٌ ۖ عَسَى ٱللَّهُ أَن يَأْتِيَنِى بِهِمْ جَمِيعًا ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْعَلِيمُ ٱلْحَكِيمُ
84 وَتَوَلَّىٰ عَنْهُمْ وَقَالَ يَٰٓأَسَفَىٰ عَلَىٰ يُوسُفَ وَٱبْيَضَّتْ عَيْنَاهُ مِنَ ٱلْحُزْنِ فَهُوَ كَظِيمٌۭ
85 قَالُوا۟ تَٱللَّهِ تَفْتَؤُا۟ تَذْكُرُ يُوسُفَ حَتَّىٰ تَكُونَ حَرَضًا أَوْ تَكُونَ مِنَ ٱلْهَٰلِكِينَ
86 قَالَ إِنَّمَآ أَشْكُوا۟ بَثِّى وَحُزْنِىٓ إِلَى ٱللَّهِ وَأَعْلَمُ مِنَ ٱللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
87 يَٰبَنِىَّ ٱذْهَبُوا۟ فَتَحَسَّسُوا۟ مِن يُوسُفَ وَأَخِيهِ وَلَا تَا۟يْـَٔسُوا۟ مِن رَّوْحِ ٱللَّهِ ۖ إِنَّهُۥ لَا يَا۟يْـَٔسُ مِن رَّوْحِ ٱللَّهِ إِلَّا ٱلْقَوْمُ ٱلْكَٰفِرُونَ
88 فَلَمَّا دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ قَالُوا۟ يَٰٓأَيُّهَا ٱلْعَزِيزُ مَسَّنَا وَأَهْلَنَا ٱلضُّرُّ وَجِئْنَا بِبِضَٰعَةٍۢ مُّزْجَىٰةٍۢ فَأَوْفِ لَنَا ٱلْكَيْلَ وَتَصَدَّقْ عَلَيْنَآ ۖ إِنَّ ٱللَّهَ يَجْزِى ٱلْمُتَصَدِّقِينَ
89 قَالَ هَلْ عَلِمْتُم مَّا فَعَلْتُم بِيُوسُفَ وَأَخِيهِ إِذْ أَنتُمْ جَٰهِلُونَ
90 قَالُوٓا۟ أَءِنَّكَ لَأَنتَ يُوسُفُ ۖ قَالَ أَنَا۠ يُوسُفُ وَهَٰذَآ أَخِى ۖ قَدْ مَنَّ ٱللَّهُ عَلَيْنَآ ۖ إِنَّهُۥ مَن يَتَّقِ وَيَصْبِرْ فَإِنَّ ٱللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجْرَ ٱلْمُحْسِنِينَ
91 قَالُوا۟ تَٱللَّهِ لَقَدْ ءَاثَرَكَ ٱللَّهُ عَلَيْنَا وَإِن كُنَّا لَخَٰطِـِٔينَ
92 قَالَ لَا تَثْرِيبَ عَلَيْكُمُ ٱلْيَوْمَ ۖ يَغْفِرُ ٱللَّهُ لَكُمْ ۖ وَهُوَ أَرْحَمُ ٱلرَّٰحِمِينَ
93 ٱذْهَبُوا۟ بِقَمِيصِى هَٰذَا فَأَلْقُوهُ عَلَىٰ وَجْهِ أَبِى يَأْتِ بَصِيرًۭا وَأْتُونِى بِأَهْلِكُمْ أَجْمَعِينَ
94 وَلَمَّا فَصَلَتِ ٱلْعِيرُ قَالَ أَبُوهُمْ إِنِّى لَأَجِدُ رِيحَ يُوسُفَ ۖ لَوْلَآ أَن تُفَنِّدُونِ
95 قَالُوا۟ تَٱللَّهِ إِنَّكَ لَفِى ضَلَٰلِكَ ٱلْقَدِيمِ
96 فَلَمَّآ أَن جَآءَ ٱلْبَشِيرُ أَلْقَىٰهُ عَلَىٰ وَجْهِهِۦ فَٱرْتَدَّ بَصِيرًۭا ۖ قَالَ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ إِنِّىٓ أَعْلَمُ مِنَ ٱللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
97 قَالُوا۟ يَٰٓأَبَانَا ٱسْتَغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَآ إِنَّا كُنَّا خَٰطِـِٔينَ
98 قَالَ سَوْفَ أَسْتَغْفِرُ لَكُمْ رَبِّىٓ ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
99 فَلَمَّا دَخَلُوا۟ عَلَىٰ يُوسُفَ ءَاوَىٰٓ إِلَيْهِ أَبَوَيْهِ وَقَالَ ٱدْخُلُوا۟ مِصْرَ إِن شَآءَ ٱللَّهُ ءَامِنِينَ
100 وَرَفَعَ أَبَوَيْهِ عَلَى ٱلْعَرْشِ وَخَرُّوا۟ لَهُۥ سُجَّدًۭا ۖ وَقَالَ يَٰٓأَبَتِ هَٰذَا تَأْوِيلُ رُءْيَٰىَ مِن قَبْلُ قَدْ جَعَلَهَا رَبِّى حَقًّۭا ۖ وَقَدْ أَحْسَنَ بِىٓ إِذْ أَخْرَجَنِى مِنَ ٱلسِّجْنِ وَجَآءَ بِكُم مِّنَ ٱلْبَدْوِ مِنۢ بَعْدِ أَن نَّزَغَ ٱلشَّيْطَٰنُ بَيْنِى وَبَيْنَ إِخْوَتِىٓ ۚ إِنَّ رَبِّى لَطِيفٌۭ لِّمَا يَشَآءُ ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْعَلِيمُ ٱلْحَكِيمُ
101 ۞ رَبِّ قَدْ ءَاتَيْتَنِى مِنَ ٱلْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنِى مِن تَأْوِيلِ ٱلْأَحَادِيثِ ۚ فَاطِرَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ أَنتَ وَلِىِّۦ فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْءَاخِرَةِ ۖ تَوَفَّنِى مُسْلِمًۭا وَأَلْحِقْنِى بِٱلصَّٰلِحِينَ
102 ذَٰلِكَ مِنْ أَنۢبَآءِ ٱلْغَيْبِ نُوحِيهِ إِلَيْكَ ۖ وَمَا كُنتَ لَدَيْهِمْ إِذْ أَجْمَعُوٓا۟ أَمْرَهُمْ وَهُمْ يَمْكُرُونَ
103 وَمَآ أَكْثَرُ ٱلنَّاسِ وَلَوْ حَرَصْتَ بِمُؤْمِنِينَ
104 وَمَا تَسْـَٔلُهُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۚ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌۭ لِّلْعَٰلَمِينَ
105 وَكَأَيِّن مِّنْ ءَايَةٍۢ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ يَمُرُّونَ عَلَيْهَا وَهُمْ عَنْهَا مُعْرِضُونَ
106 وَمَا يُؤْمِنُ أَكْثَرُهُم بِٱللَّهِ إِلَّا وَهُم مُّشْرِكُونَ
107 أَفَأَمِنُوٓا۟ أَن تَأْتِيَهُمْ غَٰشِيَةٌۭ مِّنْ عَذَابِ ٱللَّهِ أَوْ تَأْتِيَهُمُ ٱلسَّاعَةُ بَغْتَةًۭ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
108 قُلْ هَٰذِهِۦ سَبِيلِىٓ أَدْعُوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ ۚ عَلَىٰ بَصِيرَةٍ أَنَا۠ وَمَنِ ٱتَّبَعَنِى ۖ وَسُبْحَٰنَ ٱللَّهِ وَمَآ أَنَا۠ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ
109 وَمَآ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ إِلَّا رِجَالًۭا نُّوحِىٓ إِلَيْهِم مِّنْ أَهْلِ ٱلْقُرَىٰٓ ۗ أَفَلَمْ يَسِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَيَنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ ۗ وَلَدَارُ ٱلْءَاخِرَةِ خَيْرٌۭ لِّلَّذِينَ ٱتَّقَوْا۟ ۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
110 حَتَّىٰٓ إِذَا ٱسْتَيْـَٔسَ ٱلرُّسُلُ وَظَنُّوٓا۟ أَنَّهُمْ قَدْ كُذِبُوا۟ جَآءَهُمْ نَصْرُنَا فَنُجِّىَ مَن نَّشَآءُ ۖ وَلَا يُرَدُّ بَأْسُنَا عَنِ ٱلْقَوْمِ ٱلْمُجْرِمِينَ
111 لَقَدْ كَانَ فِى قَصَصِهِمْ عِبْرَةٌۭ لِّأُو۟لِى ٱلْأَلْبَٰبِ ۗ مَا كَانَ حَدِيثًۭا يُفْتَرَىٰ وَلَٰكِن تَصْدِيقَ ٱلَّذِى بَيْنَ يَدَيْهِ وَتَفْصِيلَ كُلِّ شَىْءٍۢ وَهُدًۭى وَرَحْمَةًۭ لِّقَوْمٍۢ يُؤْمِنُونَ
Yusuf Suresi Okunuşu Nasıldır? Latin Harfli Türkçe Okunuşu
Yusuf Suresi okunuşu, Latin harfleriyle ayet ayet aşağıda sunulmuştur ve her ayet numaralandırılarak verilmiştir.
Aşağıdaki okunuş, namazda veya yüzünden okumayı öğrenirken yardımcı olması içindir. Tecvid kurallarını doğru uygulamak için bir hocadan dinleyerek takip etmeniz tavsiye edilir. Arapça asıl metindeki harflerin mahreçlerini Latin harfleri tam karşılamaz.
- Elif lam ra, tilke ayatül kitabil mübin
- İnna enzelnahu kur'anen arabiyyen lealleküm ta'kılun
- Nahnu nakussu aleyke ahsenel kasasi bima evhayna ileyke hazel kur'ane ve in künte min kablihi leminel gafilin
- İz kale yusufu li ebihi ya ebeti inni raeytü ehade aşera kevkeben veş şemse vel kamere raeytühüm li sacidin
- Kale ya büneyye la taksus ru'yake ala ıhvetike fe yekidu leke keyda, inneş şeytane lil insani adüvvün mübin
- Ve kezalike yectebike rabbüke ve yuallimüke min te'vilil ehadisi ve yütimmü ni'metehu aleyke ve ala ali ya'kube kema etemmeha ala ebeveyke min kablu ibrahime ve ishak, inne rabbeke alimun hakim
- Lekad kane fi yusüfe ve ıhvetihi ayatün lis sailin
- İz kalu le yusüfü ve ehuhu ehabbü ila ebina minna ve nahnu usbetün, inne ebana lefi dalalin mübin
- Uktülu yusüfe evitrahuhu ardan yahlu leküm vechü ebiküm ve tekunu min ba'dihi kavmen salihin
- Kale kailün minhüm la taktülü yusüfe ve elkuhu fi gayabetil cübbi yeltakıthü ba'dus seyyarati in küntüm failin
- Kalu ya ebana ma leke la te'menna ala yusüfe ve inna lehu lenasihun
- Ersilhü maana gaden yerta' ve yel'ab ve inna lehu lehafizun
- Kale inni le yahzüneni en tezhebu bihi ve ehafü en ye'külehüz zi'bü ve entüm anhü gafilun
- Kalu lein ekellehüz zi'bü ve nahnu usbetün inna izen lehasirun
- Fe lemma zehebu bihi ve ecmeu en yec'aluhu fi gayabetil cübb, ve evhayna ileyhi le tünebbiennehüm bi emrihim haza ve hüm la yeş'urun
- Ve cau ebahüm ışaen yebkun
- Kalu ya ebana inna zehebna nestebıku ve terakna yusüfe ınde metaına fe ekellehüz zi'b, ve ma ente bi mü'minin lena ve lev künna sadıkın
- Ve cau ala kamisihi bi demin kezib, kale bel sevvelet leküm enfüsüküm emra, fe sabrun cemil, vallahül müsteanü ala ma tesıfun
- Ve caet seyyaratün fe erselu varidehüm fe edla delveh, kale ya büşra haza gulam, ve eserruhu bıdaah, vallahü alimün bima ya'melun
- Ve şerevhü bi semenin bahsin derahime ma'dudeh, ve kanu fihi minez zahidin
- Ve kalellezişterahü min mısra limraetihi ekrimİ mesvahu asa en yenfeana ev nettezıhu velede, ve kezalike mekkenna li yusüfe fil ardı ve li nüallimehu min te'vilil ehadis, vallahü galibün ala emrihi ve lakinne ekseren nasi la ya'lemun
- Ve lemma belega eşüddehu ateynahü hukmen ve ılme, ve kezalike neczil muhsinİn
- Ve ravedethülleti hüve fi beytiha an nefsihi ve gallakatil ebvabe ve kalet heyte lek, kale maazallah, innehu rabbi ahsene mesvay, innehu la yüflihuz zalimun
- Ve lekad hemmet bihi ve hemme biha levla en raa bürhane rabbih, kezalike li nasrife anhüs sue ve fahşa, innehu min ıbadinel muhlesin
- Vestebekal babe ve kaddet kamisahu min dübürin ve elfeya seyyideha ledel bab, kalet ma cezaü men erade bi ehlike suen illa en yüscene ev azabün elim
- Kale hiye ravedetni an nefsi ve şehide şahidün min ehliha in kane kamisuhu kudde min kubulin fe sadekat ve hüve minel kazibin
- Ve in kane kamisuhu kudde min dübürin fe kezebet ve hüve mines sadıkın
- Fe lemma raa kamisahu kudde min dübürin kale innehu min keydikünn, inne keydekünne azim
- Yusüfü a'rıd an haza vestagfiri li zenbik, inneki künti minel hatiin
- Ve kale nisvetün fil medineti mraetül azizi türavidü fetaha an nefsih, kad şegafeha hubba, inna leneraha fi dalalin mübin
- Fe lemma semiat bi mekrihinne ersalet ileyhinne ve a'tedet lehünne müttek een ve atet külle vahıdetin minhünne sikkina ve kaletıhruc aleyhinn, fe lemma raeynehu ekbernehu ve katta'ne eydiyehünne ve kulne haşe lillah ma haza beşera, in haza illa melekün kerim
- Kalet fe zalikünnellezi lümtünneni fih, ve lekad ravedtuhu an nefsihi festa'same, ve lein lem yef'al ma emüruhu le yüscenenne ve le yekunnen mines sagırin
- Kale rabbis sicnü ehabbü ileyye mimma yed'uneni ileyh, ve illa tasrıf anni keydehünne asbü ileyhinne ve ekün minel cahilin
- Festecebe lehu rabbühu fe sarafe anhü keydehünn, innehu hüves semiul alim
- Sümme beda lehüm min ba'di ma raevül ayati le yescününnehu hatta hin
- Ve dehale maahüs sicne feteyan, kale ehadühüma inni erani a'sıru hamra, ve kalel ahiru inni erani ahmilü fevka ra'si hubzen te'külüt tayru minhu, nebbi'na bi te'vilih, inna nerake minel muhsinİn
- Kale la ye'tiküma taamün türzekanihi illa nebbe'tüküma bi te'vilihi kable en ye'tiyeküma, zaliküma mimma allemeni rabbi, inni teraktü millete kavmin la yü'minune billahi ve hüm bil ahireti hüm kafirun
- Vetteba'tü millete abai ibrahime ve ishaka ve ya'kub, ma kane lena en nüşrike billahi min şey', zalike min fadlillahi aleyna ve alen nasi ve lakinne ekseren nasi la yeşkürun
- Ya sahibeyis sicni e erbabün müteferrikune hayrun emıllahül vahidül kahhar
- Ma ta'büdune min dunihi illa esmaen semmeytümüha entüm ve abaüküm ma enzelellahü biha min sultan, inil hükmü illa lillah, emera ella ta'büdu illa iyyah, zaliked dinül kayyimu ve lakinne ekseren nasi la ya'lemun
- Ya sahibeyis sicni emma ehadüküma fe yeski rabbahu hamra, ve emmel aharu fe yuslebü fe te'külüt tayru min ra'sih, kudıyel emrüllezi fihi testeftiyan
- Ve kale lillezi zanne ennehu nacın minhümezkürni ınde rabbik, fe ensahüş şeytanü zikra rabbihi fe lebise fis sicni bıd'a sinin
- Ve kalel melikü inni era seb'a bekaratin simanin ye'külühünne seb'un ıcafün ve seb'a sünbülatin hudrın ve uhara yabisat, ya eyyühel melea eftuni fi ru'yaye in küntüm lir ru'ya ta'burun
- Kalu adgasü ahlam, ve ma nahnü bi te'vilil ahlamİ bi alimin
- Ve kalellezi neca minhüma veddekera ba'de ümmetin ene ünebbiüküm bi te'vilihi fe ersilun
- Yusüfü eyyühes sıddiku eftina fi seb'ı bekaratin simanin ye'külühünne seb'un ıcafun ve seb'ı sünbülatin hudrın ve uhara yabisat, lealli erciu ilen nasi leallehüm ya'lemun
- Kale tezraune seb'a sinine deeben fe ma hasadtüm fe zeruhu fi sünbülihi illa kalilen mimma te'külun
- Sümme ye'ti min ba'di zalike seb'un şidadün ye'külne ma kaddemtüm lehünne illa kalilen mimma tuhsınun
- Sümme ye'ti min ba'di zalike amün fihi yugasül nasü ve fihi ya'sırun
- Ve kalel melikü'tuni bih, fe lemma caehür rasulü kaler cı' ila rabbike fes'elhu ma balün nisvetillati katta'ne eydiyehünn, inne rabbi bi keydihinne alim
- Kale ma hatbükünne iz ravedtünne yusüfe an nefsih, kulne haşe lillah ma alimna aleyhi min su', kaletimraetül azizi el ane hashasal hakk, ene ravedtuhu an nefsihi ve innehu le mines sadıkın
- Zalike li ya'leme enni lem ehunhü bil gaybi ve ennellahe la yehdi keydel hainİn
- Ve ma überriü nefsi, innen nefse le emmaratün bis sui illa ma rahime rabbi, inne rabbi gafurur rahim
- Ve kalel melikü'tuni bihi estahlishü li nefsi, fe lemma kellemehu kale inneke yevme ledeyna mekinün emin
- Kale c'alni ala hazainil ard, inni hafizun alim
- Ve kezalike mekkenna li yusüfe fil ardı yetebevveu minha haysü yeşa, nüsibü bi rahmetina men neşa, ve la nüdiu ecrel muhsinİn
- Ve le ecrul ahireti hayrun lillezine amenu ve kanu yettekun
- Ve cae ıhvetü yusüfe fe dehalu aleyhi fe arafehüm ve hüm lehu münkirun
- Ve lemma cehhezehüm bi cehazihim kale'tuni bi ehın leküm min ebiküm, ela teraune enni ufil keyle ve ene hayrul münzilin
- Fein lem te'tuni bihi fe la keyle leküm ındi ve la takrabun
- Kalu se nüravidu anhü ebahu ve inna le failun
- Ve kale li fityanihıc'alu bıdaatehüm fi rıhalihim leallehüm ya'rifuneha izenkalebu ila ehlihim leallehüm yerciun
- Fe lemma raceu ila ebihim kalu ya ebana müni'a minnel keylü fe ersıl meana ehana nek tel ve inna lehu lehafizun
- Kale hel amenüküm aleyhi illa kema emintüküm ala ahihi min kabl, fallahü hayrun hafizan ve hüve erhamür rahimin
- Ve lemma fetehu metaahüm vecedu bıdaatehüm ruddet ileyhim, kalu ya ebana ma nebgi, hazihi bıdaatüna ruddet ileyna ve nemiru ehlena ve nahfazu ehana ve nezdadu keyle beır, zalike keylün yesir
- Kale len ürsilehu meaküm hatta tü'tuni mevsikan minellahi lete'tünneni bihi illa en yuhata biküm, fe lemma atevhu mevsekahüm kalellahü ala ma nekulü vekil
- Ve kale ya beniyye la tedhulu min babin vahıdın vedhulu min ebvabin müteferrika, ve ma ugni anküm minellahi min şey', inil hükmü illa lillah, aleyhi tevekkeltü ve aleyhi fe lyetevekkelil mütevekkilun
- Ve lemma dehalu min haysü emerehüm ebuhüm ma kane yugni anhüm minellahi min şey'in illa haceten fi nefsi ya'kube kadaha, ve innehu lezu ılmin lima allemnah, ve lakinne ekseren nasi la ya'lemun
- Ve lemma dehalu ala yusüfe ava ileyhi ehahü kale inni ene ehuke fe la tebteis bima kanu ya'melun
- Fe lemma cehhezehüm bi cehazihim ceales sikayete fi rahli ehihi sümme ezzene müezzinün eyyetühel ıru inneküm le sarikun
- Kalu ve akbelu aleyhim maza tefkıdun
- Kalu nefkıdu suvaal melik, ve limen caebiha hımlü beırin ve ene bihi zeım
- Kalu tellahi lekad alimtüm ma ci'na li nüfsİde fil ardı ve ma künna sarikın
- Kalu fe ma cezaühu in küntüm kazibin
- Kalu cezaühu men vücıde fi rahlihi fe hüve cezaüh, kezalike necziz zalimin
- Fe bedea bi ev'ıyetihim kable vıai ehihi sümmestahreceha min vıai ehih, kezalike kidna li yusüf, ma kane li ye'hüze ehahu fi dinil meliki illa en yeşaallah, nerfeu deracatin men neşa, ve fevka külli zi ılmin alim
- Kalu in yesrık fe kad seraka ehun lehu min kabl, fe esarraha yusüfü fi nefsihi ve lem yübdıha lehüm, kale entüm şerrun mekana, vallahü a'lemü bima tesıfun
- Kalu ya eyyühel azizü inne lehu eben şeyhan kebira fe huz ehedena mekaneh, inna nerake minel muhsinİn
- Kale maazallahi en ne'hüze illa men vecedna metaana ındehu inna izen le zalimun
- Fe lemmestey'esu minhü halasu neciyya, kale kebiruhüm elem ta'lemu enne ebaküm kad ehaze aleyküm mevsekan minellahi ve min kablü ma ferrattüm fi yusüf, fe len ebrahal arda hatta ye'zene li ebi ev yahkümellahü li, ve hüve hayrul hakimin
- Ircıu ila ebiküm fe kulu ya ebana innebneke serak, ve ma şehidna illa bima alimna ve ma künna lil gaybi hafizin
- Ves'elil karyetelleti künna fiha vel ıralleti akbelna fiha, ve inna lesadıkun
- Kale bel sevvelet leküm enfüsüküm emra, fe sabrun cemil, asellahü en ye'tiyeni bihim cemia, innehu hüvel alimül hakim
- Ve tevella anhüm ve kale ya esefa ala yusüf, vebyaddat aynahü minel hüzni fe hüve kazim
- Kalu tellahi tefteu tezküru yusüfe hatta tekune haradan ev tekune minel halikin
- Kale innema eşku bessi ve hüzni ilellah ve a'lemü minellahi ma la ta'lemun
- Ya beniyyezhebu fe tehassesu min yusüfe ve ehihi ve la tey'esu min ravhıllah, innehu la yey'esu min ravhıllahi illel kavmül kafirun
- Fe lemma dehalu aleyhi kalu ya eyyühel azizü messena ve ehlened durru ve ci'na bi bıdaatin müzcatin fe evfi lenel keyle ve tesaddak aleyna, innellahe yeczil mütesaddıkın
- Kale hel alimtüm ma fealtüm bi yusüfe ve ehihi iz entüm cahilun
- Kalu e inneke le ente yusüf, kale ene yusüfü ve haza ehı, kad mennallahü aleyna, innehu men yettakı ve yasbir fe innellahe la yüdiu ecrel muhsinİn
- Kalu tellahi lekad aserakellahü aleyna ve in künna lehation
- Kale la tesribe aleykümül yevm, yagfirullahü leküm ve hüve erhamür rahimin
- Izhebu bi kamisi haza fe elkuhu ala vechi ebi ye'ti basira, ve'tuni bi ehliküm ecmein
- Ve lemma fesaletil ıru kale ebuhüm inni le ecidü rihayusüf, levla en tüfennidun
- Kalu tellahi inneke lefi dalalikel kadim
- Fe lemma en cael beşiru elkahu ala vechihi fertedde basira, kale elem ekul leküm inni a'lemü minellahi ma la ta'lemun
- Kalu ya ebana stagfir lena zünubena inna künna hatiin
- Kale sevfe estagfiru leküm rabbi, innehu hüvel gafurur rahim
- Fe lemma dehalu ala yusüfe ava ileyhi ebeveyhi ve kale dhulu mısra inşaallahü aminin
- Ve rafea ebeveyhi alel arşı ve harru lehu süccede, ve kale ya ebeti haza te'vilü ru'yaye min kablü kad cealeha rabbi hakka, ve kad ahsene bi iz ahreceni mines sicni ve cae biküm minel bedvi min ba'di en nezeghaş şeytanu beyni ve beyne ıhveti, inne rabbi latifün lima yeşa, innehu hüvel alimül hakim
- Rabbi kad ateyteni minel mülki ve allemteni min te'vilil ehadis, fatıras semavati vel ard, ente veliyyi fid dünya vel ahireh, teveffeni müslimen ve elhıkni bis salihin
- Zalike min enbail gaybi nuhihi ileyk, ve ma künte ledeyhim iz ecmeu emrahüm ve hüm yemkürun
- Ve ma ekserün nasi ve lev haraste bi mü'minin
- Ve ma tes'elühüm aleyhi min ecr, in hüve illa zikrun lil alemin
- Ve keeyyin min ayetin fis semavati vel ardı yemürrune aleyha ve hüm anha mu'ridun
- Ve ma yü'minü ekseruhüm billahi illa ve hüm müşrikun
- E fe eminu en te'tiyehüm gaşiyetün min azabillahi ev te'tiyehümüs saatü bagteten ve hüm la yeş'urun
- Kul hazihi sebili ed'u ilellahi ala basiretin ene ve menittebeani, ve sübhanellahi ve ma ene minel müşrikin
- Ve ma erselna min kablike illa ricalen nuhi ileyhim min ehlil kura, e fe lem yesiru fil ardı fe yenzuru keyfe kane akıbetüllezine min kablihim, ve le darul ahireti hayrun lillezinettekav, e fe la ta'kılun
- Hatta izestey' eser rusülü ve zannu ennehüm kad küzibu caehüm nasruna fe nücciye men neşa, ve la yüraddü be'süna anil kavmil mücrimin
- Lekad kane fi kasasihim ıbretün li ülil elbab, ma kane hadisen yüftera ve lakin tasdika lezi beyne yedeyhi ve tafsile külli şey'in ve hüden ve rahmeten li kavmin yü'minun

Yusuf Suresi Türkçe Meali Nedir? Diyanet Meali ile Ayet Ayet Anlamı
Yusuf Suresi Türkçe meali, Diyanet İşleri Başkanlığı meali esas alınarak her ayetin günümüz Türkçesiyle anlamını verir.
Aşağıda 111 ayetin tamamının meali numaralandırılmıştır. Anlamı düşünerek okumak, kıssadan hisse almanın en etkili yoludur.
- Elif Lâm Râ. Bunlar apaçık Kitab'ın ayetleridir.
- Biz onu, akıl erdiresiniz diye Arapça bir Kur'an olarak indirdik.
- Biz, bu Kur'an'ı sana vahyetmekle kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Halbuki daha önce sen bundan habersiz idin.
- Hani Yusuf babasına demişti ki: 'Babacığım, gerçekten ben rüyada on bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm. Gördüm ki onlar bana secde ediyorlar.'
- Babası dedi ki: 'Yavrucuğum, rüyanı kardeşlerine anlatma, sonra sana tuzak kurarlar. Çünkü şeytan insanın apaçık düşmanıdır.'
- 'İşte böyle, Rabbin seni seçecek, sana rüyaların yorumunu öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak'a nimetini tamamladığı gibi sana ve Yakub soyuna da tamamlayacaktır. Şüphesiz Rabbin hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.'
- Andolsun, Yusuf ve kardeşlerinde soranlar için ibretler vardır.
- Hani kardeşleri demişlerdi ki: 'Yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevimlidir. Oysa biz kalabalık bir grubuz. Babamız apaçık bir yanılgı içindedir.'
- 'Yusuf'u öldürün veya onu bir yere atın ki babanızın yüzü size kalsın ve ondan sonra salih kimseler olursunuz.'
- Onlardan bir sözcü dedi ki: 'Yusuf'u öldürmeyin, onu kuyunun dibine bırakın ki geçen kervanlardan biri onu bulup alsın. Eğer yapacaksanız böyle yapın.'
- Dediler ki: 'Ey babamız, sana ne oluyor ki Yusuf hakkında bize güvenmiyorsun? Halbuki biz onun iyiliğini isteyenleriz.'
- 'Yarın onu bizimle beraber gönder de gezsin, oynasın. Şüphesiz biz onu koruruz.'
- Babaları dedi ki: 'Onu götürmeniz beni endişelendiriyor. Siz ondan habersiz iken onu kurdun yemesinden korkarım.'
- Dediler ki: 'Andolsun biz güçlü bir topluluk iken onu kurt yerse, o takdirde biz gerçekten hüsrana uğramış sayılırız.'
- Derken onu götürüp kuyunun dibine bırakmaya ittifakla karar verdikleri zaman, biz de Yusuf'a 'Andolsun sen onların bu işlerini, onlar farkında olmadan kendilerine haber vereceksin' diye vahyettik.
- Yatsı vakti ağlayarak babalarına geldiler.
- Dediler ki: 'Ey babamız, biz yarışa gitmiştik, Yusuf'u da eşyamızın yanında bırakmıştık. Bir de ne görelim, onu kurt yemiş. Her ne kadar doğru söylesek de sen bize inanmayacaksın.'
- Bir de gömleğinin üzerine yalandan bir kan bulaştırıp getirmişlerdi. Yakub dedi ki: 'Hayır, nefisleriniz sizi bir işe sürüklemiş. Artık bana düşen güzel bir sabırdır. Anlattıklarınıza karşı yardımı istenecek olan ancak Allah'tır.'
- Bir kervan geldi, sucularını gönderdiler, o da kovasını kuyuya saldı. 'Müjde! İşte bir oğlan' dedi. Onu bir ticaret malı olarak sakladılar. Oysa Allah ne yaptıklarını biliyordu.
- Onu düşük bir fiyata, birkaç dirheme sattılar. Zaten ona pek değer vermiyorlardı.
- Mısır'da onu satın alan kişi karısına dedi ki: 'Ona iyi bak. Belki bize yararı dokunur veya onu evlat ediniriz.' İşte böylece Yusuf'u o yere yerleştirdik ve ona rüyaların yorumunu öğretelim diye böyle yaptık. Allah işinde galiptir, fakat insanların çoğu bilmezler.
- Olgunluk çağına erişince ona hikmet ve ilim verdik. İşte biz iyi davrananları böyle mükâfatlandırırız.
- Evinde bulunduğu kadın onu elde etmek istedi, kapıları kapattı ve 'Haydi gelsene' dedi. O ise 'Allah'a sığınırım, çünkü o benim efendimdir, bana iyi baktı. Şüphesiz zalimler kurtuluşa eremez' dedi.
- Andolsun kadın ona meyletti, eğer Rabbinin delilini görmeseydi Yusuf da ona meyledecekti. İşte böylece biz kötülüğü ve fuhşu ondan uzaklaştırmak için delilimizi gösterdik. Şüphesiz o ihlasa erdirilmiş kullarımızdandır.
- İkisi de kapıya koştular, kadın Yusuf'un gömleğini arkadan yırttı, kapının yanında hanımın efendisiyle karşılaştılar. Kadın dedi ki: 'Karına kötülük yapmak isteyenin cezası, zindana atılmaktan veya elem dolu bir azaptan başka ne olabilir?'
- Yusuf dedi ki: 'O beni elde etmek istedi.' Kadının ailesinden bir şahit de şöyle şahitlik etti: 'Eğer gömleği önden yırtılmışsa kadın doğru söylemiştir, o yalancılardandır.'
- 'Eğer gömleği arkadan yırtılmışsa kadın yalan söylemiştir, o doğrulardandır.'
- Efendisi gömleğin arkadan yırtıldığını görünce dedi ki: 'Şüphesiz bu siz kadınların tuzağıdır. Şüphesiz sizin tuzağınız çok büyüktür.'
- 'Yusuf sen bu işten vazgeç. Kadın sen de günahının bağışlanmasını dile, çünkü sen günahkârlardansın.'
- Şehirde birtakım kadınlar 'Aziz'in karısı hizmetçisini elde etmek istemiş, sevda yüreğini yakmış, biz onu apaçık bir sapkınlık içinde görüyoruz' dediler.
- Aziz'in karısı onların dedikodularını işitince onlara davetçi gönderdi, onlar için bir sofra hazırladı, her birine bir bıçak verdi ve 'Çık karşılarına' dedi. Kadınlar onu görünce çok beğendiler ve ellerini kestiler, 'Haşa Allah için, bu bir insan değil, ancak değerli bir melektir' dediler.
- Dedi ki: 'İşte hakkında beni kınadığınız kimse budur. Andolsun ben onu elde etmek istedim ama o iffetini korudu. Andolsun eğer emrettiğimi yapmazsa mutlaka zindana atılacak ve zillete uğrayanlardan olacak.'
- Yusuf dedi ki: 'Ey Rabbim, zindan bana bunların çağırdığı şeyden daha sevimlidir. Eğer tuzaklarını benden çevirmezsen onlara meyleder ve cahillerden olurum.'
- Rabbi onun duasını kabul etti ve kadınların tuzaklarını ondan uzaklaştırdı. Şüphesiz O hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
- Sonra onlar Yusuf'un suçsuzluğunu gösteren delilleri gördükten sonra yine de onu bir süre zindana atmayı uygun gördüler.
- Onunla beraber zindana iki genç daha girdi. Biri 'Ben rüyamda şarap için üzüm sıktığımı gördüm' dedi. Diğeri 'Ben de başımın üzerinde ekmek taşıdığımı ve kuşların ondan yediğini gördüm, bize bunun yorumunu haber ver, biz seni iyilerden görüyoruz' dedi.
- Dedi ki: 'Size yedirilecek yemek gelmeden önce onun yorumunu size haber veririm. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Ben Allah'a inanmayan ve ahireti inkâr eden bir toplumun dinini terk ettim.'
- 'Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub'un dinine uydum. Bizim Allah'a herhangi bir şeyi ortak koşmamız olamaz. Bu Allah'ın bize ve insanlara olan lütfundandır, fakat insanların çoğu şükretmezler.'
- 'Ey zindan arkadaşlarım, ayrı ayrı ilahlar mı daha iyidir, yoksa mutlak hâkimiyet sahibi olan tek Allah mı?'
- 'Allah'ı bırakıp taptıklarınız, sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Hüküm ancak Allah'a aittir. O kendisinden başkasına tapmamanızı emretmiştir. İşte en doğru din budur, fakat insanların çoğu bilmezler.'
- 'Ey zindan arkadaşlarım, biriniz efendisine şarap sunacak, diğeri asılacak ve kuşlar başından yiyecek. Yorumunu sorduğunuz iş böyle hükme bağlanmıştır.'
- Yusuf onlardan kurtulacağını düşündüğü kişiye 'Efendinin yanında beni an' dedi. Fakat şeytan efendisine hatırlatmayı ona unutturdu da bu yüzden Yusuf birkaç yıl daha zindanda kaldı.
- Kral dedi ki: 'Ben rüyamda yedi semiz ineği yedi zayıf ineğin yediğini, ayrıca yedi yeşil başak ve yedi de kuru başak görüyorum. Ey ileri gelenler, eğer rüya yorumluyorsanız rüyamı bana yorumlayın.'
- Dediler ki: 'Bunlar karmaşık düşlerdir, biz böyle düşlerin yorumunu bilenlerden değiliz.'
- Zindandaki iki kişiden kurtulmuş olanı, uzun bir süre sonra hatırladı ve dedi ki: 'Ben size onun yorumunu haber vereceğim, hemen beni gönderin.'
- 'Yusuf, ey doğru sözlü, yedi semiz ineği yedi zayıf ineğin yemesi, yedi yeşil başak ve yedi kuru başak hakkında bize yorum yap, umarım insanlara dönerim de onlar da öğrenirler.'
- Dedi ki: 'Yedi yıl âdetiniz üzere ekin ekeceksiniz, yediğiniz az bir miktar hariç, biçtiklerinizi başağında bırakın.'
- 'Sonra bunun ardından yedi kurak yıl gelecek, saklayacağınız az bir miktar hariç, daha önce biriktirdiklerinizi yiyip bitirecek.'
- 'Sonra bunun ardından insanların yağmura kavuşacağı ve zeytin, üzüm gibi ürünleri sıkacakları bir yıl gelecek.'
- Kral 'Onu bana getirin' dedi. Elçi Yusuf'a geldiğinde Yusuf dedi ki: 'Efendine dön de ona ellerini kesen kadınların derdi neydi diye sor. Şüphesiz Rabbim onların hilesini hakkıyla bilendir.'
- Kral kadınlara dedi ki: 'Yusuf'u elde etmek isterken derdiniz neydi?' Kadınlar 'Haşa Allah için, biz ondan hiçbir kötülük görmedik' dediler. Aziz'in karısı da 'Şimdi gerçek ortaya çıktı, onu ben elde etmek istedim, şüphesiz o doğru söyleyenlerdendir' dedi.
- 'Bu, gıyabında ona hainlik etmediğimi ve Allah'ın hainlerin hilesini başarıya ulaştırmayacağını bilmesi içindi.'
- 'Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü nefis olanca şiddetiyle kötülüğü emreder, ancak Rabbimin acıyıp korudukları hariç. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.'
- Kral dedi ki: 'Onu bana getirin, onu özel olarak kendime alayım.' Onunla konuşunca 'Şüphesiz bugün sen yanımızda yüksek bir makama sahipsin, güvenilir bir kimsesin' dedi.
- Yusuf dedi ki: 'Beni ülkenin hazinelerine bakmakla görevlendir, çünkü ben iyi koruyan ve iyi bilen biriyim.'
- İşte böylece Yusuf'u o yere yerleştirdik, dilediği yerde konaklıyordu. Biz rahmetimizi dilediğimize veririz ve iyilerin mükâfatını zayi etmeyiz.
- Ahiret mükâfatı ise iman edip Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır.
- Yusuf'un kardeşleri gelip yanına girdiler, o onları tanıdı, onlar ise onu tanımadılar.
- Onların yüklerini hazırlatınca dedi ki: 'Babanızdan olan kardeşinizi de bana getirin, görmüyor musunuz ben ölçüyü tam dolduruyorum ve ben konuk ağırlayanların en iyisiyim.'
- 'Eğer onu bana getirmezseniz artık benim yanımda size verilecek bir ölçek yoktur, bana da yaklaşmayın.'
- Dediler ki: 'Onu babasından istemeye çalışacağız, muhakkak bunu yapacağız.'
- Yusuf adamlarına dedi ki: 'Sermayelerini yüklerinin içine koyun, umarım ailelerine döndüklerinde onu anlarlar da belki yine dönerler.'
- Babalarına döndüklerinde dediler ki: 'Ey babamız, ölçek bizden esirgendi, kardeşimizi bizimle gönder ki ölçek alalım, biz onu mutlaka koruyacağız.'
- Babaları dedi ki: 'Daha önce kardeşi Yusuf hakkında size ne kadar güvendiysem, bunun hakkında da size ancak o kadar güvenirim. Allah en iyi koruyandır ve O merhamet edenlerin en merhametlisidir.'
- Eşyalarını açtıklarında sermayelerinin kendilerine geri verildiğini gördüler, dediler ki: 'Ey babamız, daha ne istiyoruz, işte sermayemiz bize geri verilmiş, ailemize yiyecek getirir, kardeşimizi korur ve bir deve yükü fazla alırız, bu az bir ölçektir.'
- Babaları dedi ki: 'Kuşatılıp çaresiz kalmanız hariç, onu mutlaka bana getireceğinize dair Allah adına sağlam bir söz verinceye kadar onu sizinle göndermeyeceğim.' Söz verince Yakub dedi ki: 'Söylediklerimize Allah vekildir.'
- Yine dedi ki: 'Ey oğullarım, hepiniz bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Gerçi Allah'tan gelecek hiçbir şeyi sizden savamam, hüküm ancak Allah'ındır. Ben O'na tevekkül ettim, tevekkül edenler de yalnız O'na tevekkül etsinler.'
- Babalarının emrettiği yerden girdiklerinde, bu Allah'tan gelecek bir şeyi onlardan savacak değildi, sadece Yakub içindeki bir dileği yerine getirmiş oldu. Şüphesiz o ilim sahibiydi, çünkü ona biz öğretmiştik, fakat insanların çoğu bilmezler.
- Yusuf'un huzuruna girdiklerinde, o kardeşi Bünyamin'i yanına aldı ve 'Ben senin kardeşinim, onların yaptıklarına üzülme' dedi.
- Yüklerini hazırlatınca su kabını kardeşinin yüküne koydurdu, sonra bir tellal 'Ey kervan, siz hırsızsınız' diye seslendi.
- Kardeşler dönüp 'Ne kaybettiniz?' dediler.
- Dediler ki: 'Kralın su kabını kaybettik, onu getirene bir deve yükü ödül var ve ben buna kefilim.'
- Dediler ki: 'Allah'a yemin ederiz ki siz de biliyorsunuz, biz buraya fesat çıkarmaya gelmedik ve biz hırsız da değiliz.'
- Dediler ki: 'Eğer yalancıysanız bunun cezası nedir?'
- Dediler ki: 'Cezası, kimin yükünde bulunursa ceza olarak kendisi alıkonur. Biz zalimleri böyle cezalandırırız.'
- Bunun üzerine Yusuf kardeşinin yükünden önce onların yüklerini aramaya başladı, sonra su kabını kardeşinin yükünden çıkardı. İşte Yusuf'a biz böyle bir plan öğrettik. Yoksa kralın dinine göre kardeşini alıkoymasına imkân yoktu, ancak Allah'ın dilemesi hariç. Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz ve her ilim sahibinin üstünde daha iyi bilen birisi vardır.
- Dediler ki: 'Eğer çalmışsa daha önce onun bir kardeşi de çalmıştı.' Yusuf bunu içinde gizledi ve onlara açmadı, içinden 'Siz daha kötü durumdasınız, Allah sizin anlattığınızı çok iyi biliyor' dedi.
- Dediler ki: 'Ey Aziz, onun çok yaşlı bir babası var, onun yerine bizden birini alıkoy, biz seni iyilik edenlerden görüyoruz.'
- Dedi ki: 'Eşyamızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını alıkoymaktan Allah'a sığınırız, yoksa biz zalimlerden oluruz.'
- Ondan ümitlerini kesince bir kenara çekilip fısıldaştılar. Büyükleri dedi ki: 'Babanızın sizden Allah adına söz aldığını, daha önce de Yusuf hakkında yaptığınız kusuru bilmiyor musunuz? Babam bana izin verinceye veya Allah hakkımda hüküm verinceye kadar ben bu yerden ayrılmayacağım, O hüküm verenlerin en hayırlısıdır.'
- 'Dönün babanıza deyin ki: Ey babamız, şüphesiz oğlun hırsızlık etti, biz ancak bildiğimize şahitlik ettik, biz gaybın bekçileri değiliz.'
- 'Bulunduğumuz şehre ve aralarında olduğumuz kervana da sor, şüphesiz biz doğru söyleyenleriz.'
- Babaları dedi ki: 'Hayır, nefisleriniz sizi bir işe sürüklemiş, artık bana düşen güzel bir sabırdır, umarım Allah hepsini bana getirir, çünkü O hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.'
- Onlardan yüz çevirdi ve 'Vah Yusuf'a' dedi ve üzüntüden iki gözüne ak düştü, artık kederini içinde saklıyordu.
- Dediler ki: 'Allah'a yemin ederiz ki sen hâlâ Yusuf'u anıp duruyorsun, sonunda üzüntüden eriyeceksin veya helak olanlardan olacaksın.'
- Dedi ki: 'Ben tasa ve üzüntümü ancak Allah'a arz ederim, ben Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim.'
- 'Ey oğullarım, gidin Yusuf ve kardeşini arayın, Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin, çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden ümidini kesmez.'
- Huzuruna girdiklerinde dediler ki: 'Ey Aziz, bize ve ailemize darlık dokundu, değersiz bir sermaye ile geldik, ölçeğimizi tam doldur ve bize sadaka ver, şüphesiz Allah sadaka verenleri mükâfatlandırır.'
- Dedi ki: 'Siz cahilliğinizde Yusuf ve kardeşine ne yaptığınızı biliyor musunuz?'
- Dediler ki: 'Yoksa sen Yusuf musun?' Dedi ki: 'Ben Yusuf'um, bu da kardeşim, Allah bize lütufta bulundu, kim Allah'a karşı gelmekten sakınır ve sabrederse şüphesiz Allah iyilik edenlerin mükâfatını zayi etmez.'
- Dediler ki: 'Allah'a yemin ederiz, Allah seni bize üstün kıldı, biz ise gerçekten günahkârdık.'
- Dedi ki: 'Bugün size kınama yok, Allah sizi bağışlasın, O merhamet edenlerin en merhametlisidir.'
- 'Şu gömleğimi götürün de babamın yüzüne koyun, gözleri görecek duruma gelir, bütün ailenizi bana getirin.'
- Kervan Mısır'dan ayrılınca babaları 'Eğer beni bunamış saymazsanız ben Yusuf'un kokusunu alıyorum' dedi.
- Dediler ki: 'Allah'a yemin ederiz ki sen hâlâ eski şaşkınlığındasın.'
- Müjdeci gelince gömleği yüzüne koyar koymaz gözleri açılıverdi. Dedi ki: 'Ben size Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim demedim mi?'
- Dediler ki: 'Ey babamız, bizim için günahlarımızın bağışlanmasını dile, biz gerçekten günahkâr idik.'
- Dedi ki: 'Sizin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim, şüphesiz O çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.'
- Yusuf'un yanına girdiklerinde o ana-babasını bağrına bastı ve 'İnşaallah güven içinde Mısır'a girin' dedi.
- Ana-babasını tahtın üzerine çıkardı ve hepsi onun için secdeye kapandılar. Dedi ki: 'Babacığım, işte bu daha önceki rüyamın yorumudur, Rabbim onu gerçek kıldı, şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra beni zindandan çıkararak ve sizi çölden getirerek bana çok iyilik etti, şüphesiz Rabbim dilediği şeyde çok incedir, şüphesiz O hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.'
- 'Rabbim, bana mülkten bir pay verdin ve bana rüyaların yorumunu öğrettin, ey gökleri ve yeri yaratan, sen dünyada da ahirette de benim velimsin, beni Müslüman olarak öldür ve beni salihler arasına kat.'
- İşte bu gayb haberlerindendir, onu sana vahyediyoruz. Onlar tuzak kurarken ve plan yaparken sen onların yanında değildin.
- Sen ne kadar istekli olsan da insanların çoğu inanacak değildir.
- Halbuki sen buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun, o bütün âlemler için bir öğütten başka bir şey değildir.
- Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki yanlarından geçerler de onlardan yüz çevirirler.
- Onların çoğu Allah'a ancak ortak koşarak inanırlar.
- Yoksa Allah tarafından kendilerini kuşatacak bir azabın veya farkında olmadan kıyametin ansızın gelip çatmasından emin mi oldular?
- De ki: 'İşte bu benim yolumdur, ben ve bana uyanlar basiret üzere Allah'a çağırırız, Allah'ı her türlü noksanlıktan tenzih ederim ve ben müşriklerden değilim.'
- Senden önce de ancak şehirler halkından kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Elbette ahiret yurdu Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır, hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?
- Nihayet peygamberler ümitlerini kesecek hale gelip, yalanlandıklarını düşündükleri sırada onlara yardımımız geldi de dilediğimiz kimseler kurtarıldı, azabımız suçlular topluluğundan geri çevrilmez.
- Andolsun onların kıssalarında akıl sahipleri için ibret vardır. Kur'an uydurulacak bir söz değildir, fakat kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi açıklayan, inanan bir toplum için bir hidayet ve rahmettir.
Yusuf Suresi Tefsiri Bize Ne Anlatır? Ayet Ayet Derin Açıklama
Yusuf Suresi tefsiri, her pasajı sabır, iffet ve ilahi planın tecellisi olarak açıklayan bütüncül bir kıssa yorumudur ve Taberî, İbn Kesîr, Kurtubî ile Râzî'nin görüşlerini harmanlar.
Yusuf Suresi'nin tefsiri, 111 ayetin bir roman akıcılığıyla işlendiği nadir bir yapıya sahiptir. Alimler bu sureyi tefsir ederken üç ana yöntem kullanmıştır: rivayet, dirayet ve edebi analiz. Özellikle Fahreddin Râzî, surenin psikolojik tahlillerine odaklanırken Kurtubî fıkhi çıkarımları öne çıkarır.
1-6. Ayetler: Rüya ve Seçilmişlik
Elif Lâm Râ huruf-u mukattaası ile başlayan sure, Kur'an'ın apaçık bir kitap olduğunu vurgular. İbn Kesîr'e göre bu harfler, Kur'an'ın benzerini getiremeyenlere meydan okumadır. 4. ayetteki on bir yıldız, güneş ve ay rüyası, ileride anne-baba ve on bir kardeşin Hz. Yusuf'a saygı secdesini sembolize eder. Taberî, bu rüyadaki secdenin ibadet secdesi değil, o dönemde saygı için yapılan selamlama secdesi olduğunu belirtir. Yakub Peygamber'in rüyanı anlatma uyarısı, hasedin nazara ve tuzağa dönüşebileceğini gösteren pedagojik bir tedbirdir. Diyanet Tefsiri'nde bu bölüm, çocukların yetenek ve rüyalarının ehil kişiler dışında paylaşılmaması gerektiği şeklinde yorumlanır.
7-22. Ayetler: Kardeşlerin Hasadı ve Kuyudan Saraya Yolculuk
Kardeşlerin 'biz usbetün, güçlü bir topluluğuz' demesi, şeytanın kalabalığa güven hissini nasıl istismar ettiğini gösterir. Fahreddin Râzî, burada hasedin imanı zayıflatan bir kalp hastalığı olduğunu vurgular. Kuyunun 'gayabetil cübb' yani görünmeyen dibi ifadesi, ihanetin en karanlık boyutunu anlatır. Yalancı kanlı gömlek, Kurtubî'ye göre ilk adli delil incelemesine örnektir; Yakub Peygamber gömleğin yırtılmamış olmasından yalanı anlamıştır. Bu da İslam'da delile dayalı muhakemenin önemini gösterir. Mısır'da Aziz'in 'ekrimi mesvahu' yani makamını güzel tut demesi, Hz. Yusuf'un fiziki güzelliği kadar ahlaki güzelliğinin de fark edildiğini gösterir. Bu pasaj Bakara Suresi 2:286'daki 'Allah kimseye gücünü aşan yük yüklemez' ayetiyle birlikte okunmalıdır; Yusuf'un kuyuda, köle pazarında ve sarayda sabrı, takdire rıza makamıdır.
23-35. Ayetler: İffet İmtihanı ve Zindanı Tercih Etmek
Züleyha kıssası, Kur'an'da iffet imtihanının en detaylı anlatımıdır. 'Ve lekad hemmet bihi ve hemme biha' ayeti, müfessirlerce en çok tartışılan bölümdür. Ehl-i Sünnet alimlerinin cumhuruna göre Hz. Yusuf'un hemmi, insani bir meyil değil, Züleyha'yı itme veya ondan uzaklaşma düşüncesidir. İbn Kesîr, 'bürhane rabbih' yani Rabbinin delilini, peygamberlik nuru ve haramdan koruyan ilahi ismet olarak açıklar. Gömleğin arkadan yırtılması, adaletin şahit ve karine ile ortaya çıkmasıdır. Kadınların ellerini kesmesi, dönemin saray sosyolojisini ve güzellik karşısında aklın nasıl tutulduğunu gösterir. Hz. Yusuf'un 'zindan daha sevimlidir' duası, haramdan korunmak için meşakkatli olanı tercih etmenin faziletini öğretir. Hanefi fıkhında bu bölüm, halvetin yani evlenme engeli olmayan kadın ve erkeğin kapalı kapılar ardında yalnız kalmasının haramlığına delil getirilmiştir. Şafii ve Maliki mezhepleri de aynı hükümde ittifak eder.
36-49. Ayetler: Zindanda Davet ve Rüya Yorumu İlmi
Zindan arkadaşlarının rüyaları, Hz. Yusuf'un önce tevhid daveti yapmasına vesile olur. Bu, Diyanet İlmihali'nde belirtildiği üzere tebliğde öncelik ilkesidir; kişisel ihtiyaçtan önce inanç esası anlatılır. 'E erbabün müteferrikune hayrun' sorusu, tevhidin akli delilidir. Rüya tabiri ilmi, Allah'ın Hz. Yusuf'a özel öğrettiği bir ilimdir. 7 semiz ve 7 zayıf inek ile 7 yeşil ve 7 kuru başak, 7 bolluk ve 7 kıtlık yılını temsil eder. Hz. Yusuf'un kıtlığa karşı 'ekini başağında bırakın' tedbir planı, modern iktisatta stratejik rezerv yönetimine örnektir. İsra Suresi 17:70'de insanın mükerrem kılınması, burada akıllı tedbirle birleşir.
50-57. Ayetler: İtibarın İadesi ve Yönetim Sorumluluğu
Hz. Yusuf'un kralın çağrısına hemen icabet etmeyip önce aklanmayı istemesi, iffet ve itibarın korunmasının makamdan önce geldiğini gösterir. Kadınların itirafı ile 'el ane hashasal hakk' yani gerçek ortaya çıktı denir. 'İnnen nefse le emmaratün bis sui' ayeti, nefsin kötülüğü emreden tabiatını anlatır ve tasavvufta nefis mertebelerinin delili sayılır. Hz. Yusuf'un hazinelerin başına geçme talebi, ehliyet ve liyakat esasına dayalı görev istemenin caiz olduğunu gösterir. Hanefi ve Hanbeli alimleri, eğer o görevi hakkıyla yapacak başka kimse yoksa ve zulmü engelleyecekse böyle bir talebin caiz olduğunu belirtir.
58-100. Ayetler: Kardeşlerle İmtihan, Bünyamin Planı ve Kavuşma
Kardeşlerin Mısır'a gelişi, ilahi planın tecellisidir. Hz. Yusuf onları tanır ama onlar tanımaz; bu, konum ve zamanın insanı nasıl değiştirdiğini gösterir. Su kabını Bünyamin'in yüküne koyma planı, Kurtubî'ye göre ceza hukukunda 'tedbir' ve 'hile-i şer'iyye' kapsamında değerlendirilir; amaç zulüm değil, kardeşi yanında alıkoymaktır ve dönemin hukukuna uygundur. Yakub Peygamber'in oğullarına ayrı kapılardan girin demesi, nazar ve tedbire riayet örneğidir. 'İnna lillah ve inna ileyhi raciun' bilinciyle 'fe sabrun cemil' yani güzel sabır, Yakub Peygamber'in 83. ve 88. ayetlerde tekrar ettiği bir zikirdir. Gözlerine ak düşmesi, derin hüznün fizyolojik etkisidir. Kavuşma anında 'la tesribe aleykümül yevm' yani bugün size kınama yok sözü, affediciliğin zirvesidir. Bu ayet, Fetih Suresi'ndeki Peygamberimizin Mekke fethindeki affını hatırlatır.
101-111. Ayetler: Dua, Gayb Haberi ve Kıssadan Hisse
Hz. Yusuf'un 'teveffeni müslimen ve elhıkni bis salihin' duası, zirvedeyken bile akıbet endişesi taşımayı öğretir. Surenin sonunda 'ma kane hadisen yüftera' ifadesi, Kur'an'ın uydurma değil tasdik edici olduğunu vurgular. Son ayetteki 'ibrete li ülil elbab' yani akıl sahipleri için ibret, sureyi okuma gayesini özetler. Bu bölüm modern hayata tevekkül, affetme ve geleceği planlama dersleri verir. Ayrıca Hud Suresi Okunuşu, Anlamı ve Fazileti: Kapsamlı Rehber ve Yunus Suresi Okunuşu, Anlamı ve Fazileti: Kapsamlı Rehber ile birlikte okunduğunda peygamber kıssalarının ortak sabır teması daha iyi anlaşılır.

Yusuf Suresi Fazileti Nedir ve Okumanın Faydaları Nelerdir?
Yusuf Suresi fazileti, sahih hadislerde doğrudan bir özel fazilet rivayeti bulunmamasına rağmen, ibret, sabır ve rüyaların hikmetini öğretmesi bakımından manevi faydaları çok olan bir suredir.
Kur'an'ın her suresi faziletlidir, ancak Yusuf Suresi'ni 'ahsenü'l-kasas' yapan etkisi, okuyana ve dinleyene derin bir ümit ve ahlak eğitimi vermesidir. Diyanet kaynaklarında belirtildiği üzere surelerin fazileti konusunda zayıf veya uydurma rivayetlere itibar edilmemelidir.
Sahih Kaynaklarda Yusuf Suresi Fazileti
Buhârî ve Müslim'de Yusuf Suresi'ne özgü 'şunu kadar okuyana şu sevap' tarzında sahih bir hadis bulunmamaktadır. Tirmizî'de geçen genel fazilet hadislerinden biri şöyledir: Peygamber Efendimiz 'Kur'an'ı okuyunuz, çünkü Kur'an kıyamet gününde kendisini okuyanlara şefaatçi olarak gelecektir' buyurmuştur (Müslim, Salatül Müsafirin, 252). Bu hadis tüm sureleri kapsar, Yusuf Suresi de bu müjdeye dahildir. Ayrıca Abdullah bin Mesud'dan rivayet edilen 'Her kim Allah'ın kitabından bir harf okursa ona bir hasene vardır' hadisi (Tirmizî, Fedailü'l-Kur'an, 16) Yusuf Suresi okuyan için de geçerlidir. Uydurma rivayetlerde geçen 'Yusuf Suresi'ni öğretene...' gibi abartılı müjdeler sahih değildir.
Alimlerin Bildirdiği Manevi Faydalar
- Sabır ve Ümit Aşılar: Darlıkta olan kimse Yusuf kıssasını okuduğunda, kuyudan saraya giden yolu hatırlayarak ümitsizliğe düşmez.
- İffeti Koruma Şuuru: Özellikle gençler için Züleyha imtihanı, haramdan uzak durmanın Allah katında nasıl yücelttiğini gösterir.
- Aile İçi Haset ve Affetme Dersi: Kardeş kıskançlığının sonuçlarını ve affetmenin büyüklüğünü öğretir.
- Rüya ve Tedbir Bilinci: Rüyaların anlamı ve kıtlıkta tedbir gibi konularda hikmet kazandırır.
Ne Zaman ve Nasıl Okunmalıdır?
Yusuf Suresi'ni belirli bir güne tahsis eden sahih bir delil yoktur. Haftanın herhangi bir günü, özellikle tefsiriyle birlikte okumak daha faziletlidir. namaz vakitleri arasında sabah veya yatsı sonrası sakin bir vakitte meal ve tefsirle okumak, kıssadan hisse almayı kolaylaştırır. ezan vakti duası gibi, Yusuf Suresi'nin sonundaki dua olan 'teveffeni müslimen ve elhıkni bis salihin' ifadesini günlük dualar arasına katmak da alimlerin tavsiyesidir.
Yusuf Suresi Günlük Hayata Nasıl Yansır? Pratik Uygulama Rehberi
Yusuf Suresi günlük hayata sabır, iffet, affetme ve planlı çalışma olarak yansır ve bu değerleri adım adım uygulamak mümkündür.
Bu sure sadece okunmak için değil, yaşanmak için indirilmiştir. Modern hayatta karşılaşılan zorluklara Yusuf Suresi'nden çıkarılacak pratik adımlar şunlardır:
- Sabah Rutinine Sabır Zikri Ekleyin: Yakub Peygamber'in 'fe sabrun cemil' sözünü daraldığınızda 3 kez söyleyin ve anlamını düşünün.
- İffet Kalkanı Oluşturun: Züleyha imtihanını hatırlayarak halvetten kaçının, sosyal medya ve yalnız kalma anlarında sınırlarınızı netleştirin.
- Günlük Tedbir Planı Yapın: Hz. Yusuf'un 7 yıllık kıtlık planı gibi, haftalık bütçe ve erzak planı yapın, israftan kaçının.
- Affetme Pratiği: Size haksızlık eden birini, 'la tesribe aleykümül yevm' ayetini hatırlayarak affetmeye niyet edin; kin kalbi yorar.
- Rüya ve Karar Dengesi: Rüyalarınızı herkese anlatmayın, önemli kararlarda ehil kişilere danışın, tıpkı Yakub Peygamber'in rüya uyarısı gibi.
- Aile İçi Adalet: Çocuklar arasında sevgide ayrım göstermemeye özen gösterin, kardeş kıskançlığını körükleyecek kıyaslamalardan kaçının.
Bu adımları Enam Suresi Okunuşu, Anlamı, Tefsiri ve Fazileti Rehberi ve benzeri surelerin tefsirleriyle desteklemek, Kur'an'ı bir bütün olarak anlamayı sağlar. Her gün 10 ayet meal ve 5 dakika tefsir okumak, bir yılda tüm kıssaları bitirmenizi sağlar.
Editörden Not: Kaynağa Dayalı Değerlendirme ve Yaygın Yanlışlar
Editörden not, bu rehberin kaynaklara dayalı bir değerlendirmesidir ve yaygın yanlış anlamaları düzeltmeyi amaçlar.
Diyanet İlmihali'nde belirtildiği üzere surelerin fazileti konusunda uydurma rivayetler yaygındır. Yusuf Suresi için 'Bekarların kısmeti açılır, rüyası çıkar' gibi kesin vaatler içeren sözler sahih kaynaklarda yer almaz; bu tür inanışlar Kur'an'ı fal kitabı gibi görmek demektir ve doğru değildir. Buhârî ve Müslim'de Yusuf Suresi'ne özel bir fazilet hadisi bulunmaması, surenin değersiz olduğu anlamına gelmez; tam tersine Kur'an'ın her harfi sevaptır ve bu sure kıssa olarak en güzel olandır. Bir diğer yaygın hata, Latin harfli okunuşun Arapça metnin yerini tuttuğunu sanmaktır. Latin okunuş sadece öğrenme aşamasında yardımcıdır, tecvid ve mahreç için mutlaka sesli tilavet dinlenmeli ve bir hocadan tashih alınmalıdır. Yusuf Suresi'ni hızlıca hatmetmek yerine, günde 15 ayet meal ve tefsirle okumak, kıssadan alınacak dersi kalıcı kılar. Pratik öneri olarak, sureyi bir defterle takip edin: her 10 ayette bir 'bu bölüm bana ne öğretti' diye bir cümle yazın, bir ay sonunda 11 cümlelik kendi Yusuf dersinizi çıkarmış olacaksınız. Bu yöntem, bilgiyi ezberden çıkarıp hayata taşır.
Kaynaklar
- Diyanet İşleri Başkanlığı, Kur'an-ı Kerim Meali ve Tefsiri, Diyanet Yayınları - Yusuf ve Gaşiye Sureleri mealleri
- Taberî, Câmiu'l-Beyân an Te'vîli Âyi'l-Kur'an, Yusuf Suresi tefsiri
- İbn Kesîr, Tefsîrü'l-Kur'ani'l-Azîm, Cilt 4, Yusuf Suresi 1-111. ayetler
- Kurtubî, el-Câmi' li-Ahkâmi'l-Kur'an, Yusuf Suresi ahkâm ayetleri
- Fahreddin Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb, Yusuf Suresi psikolojik tahliller
- Sahih-i Buhârî, Kitabü'l-İman, Hadis No: 15, Kitabü't-Tefsir, Fedailü'l-Kur'an
- Sahih-i Müslim, Kitabü Salati'l-Müsafirin, Hadis No: 804, Kitabü'z-Zikir, Hadis No: 2733
- Sünen-i Tirmizî, Kitabü Fedaili'l-Kur'an, Hadis No: 2910, 2907
- Sünen-i Ebû Dâvûd, Kitabü's-Salat, Bab: 32
- Diyanet İlmihali, Cilt 1, İbadetlerde Kolaylık ve Ruhsatlar Bölümü, Sayfa 210-245
Yusuf Suresi'nin sabır ve ümit dolu kıssasını öğrendikten sonra, bu manevi birikimi günlük ibadetlerinizle pekiştirmek için Zikirmatik uygulamasını kullanabilirsiniz. Namaz hatırlatma, tesbih çekme ve dua koleksiyonu özellikleriyle ibadetlerinizi düzenli hale getirin. Bu rehberi faydalı bulduysanız sevdiklerinizle paylaşarak daha fazla kişinin Kur'an'ın en güzel kıssasından istifade etmesine vesile olun.








