Esselamu aleyküm kıymetli kardeşlerim! Cuma sonrası bir ilim meclisinde, çayımızı yudumlarken hasbihal eder gibi, bugün sizlerle Kur'an-ı Kerim'in en veciz ve sarsıcı surelerinden birini, Maun Suresi'ni derinlemesine konuşacağız. Çoğumuzun ezbere bildiği, namazlarımızda sıkça okuduğu bu yedi ayetlik sure, aslında bir ahlak manifestosudur. Maun Suresi okunuşu ve anlamı, her Müslüman için önemli bir rehberdir. Bu sure, ibadetlerimizin sadece şekilsel değil, aynı zamanda özünde de samimi ve ihlaslı olması gerektiğini, iman ile ahlakın bir bütün olduğunu bizlere hatırlatır. Gelin, bu mübarek sureyi ayet ayet, kelime kelime, büyük müfessirlerimizin rehberliğinde birlikte anlamaya çalışalım.
Maun Suresi Okunuşu (Arapça ve Türkçe)
Her şeyden evvel, kelamın sahibi olan Rabbimizin lafızlarını doğru telaffuz etmekle başlayalım. Maun Suresi'nin doğru bir şekilde okunması, anlamını kavramak için ilk ve en mühim adımdır. İşte Maun Suresi'nin tamamının Arapça metni ve Latin harfleriyle Türkçe okunuşu:
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اَرَاَيْتَ الَّذ۪ي يُكَذِّبُ بِالدّ۪ينِۜ ﴿١﴾ فَذٰلِكَ الَّذ۪ي يَدُعُّ الْيَت۪يمَۙ ﴿٢﴾ وَلَا يَحُضُّ عَلٰى طَعَامِ الْمِسْك۪ينِۜ ﴿٣﴾ فَوَيْلٌ لِلْمُصَلّ۪ينَۙ ﴿٤﴾ اَلَّذ۪ينَ هُمْ عَنْ صَلَاتِهِمْ سَاهُونَۙ ﴿٥﴾ اَلَّذ۪ينَ هُمْ يُرَٓاؤُ۫نَۙ ﴿٦﴾ وَيَمْنَعُونَ الْمَاعُونَ ﴿٧﴾
- Bismillahirrahmanirrahim
- Eraeytellezi yükezzibü biddin
- Fezalikellezi yedü'ul yetim
- Vela yehüddü ala ta'amil miskin
- Feveylün lilmüsallin
- Ellezine hüm an salatihim sahun
- Ellezine hüm yüraune
- Ve yemneunel maun
Maun Suresi Türkçe Meali (Anlamı)
Lafzı okuduktan sonra, manaya dalma vaktidir. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın mealini referans alarak, Maun Suresi'nin bizlere ne anlatmak istediğini idrak etmeye çalışalım:
- Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
- Hesap ve ceza gününü yalanlayanı gördün mü?
- İşte o, yetimi itip kakar.
- Yoksulu doyurmaya teşvik etmez.
- Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki,
- Onlar namazlarını ciddiye almazlar (namazlarından gafildirler).
- Onlar (ibadetlerinde) gösteriş yaparlar.
- Ve en ufak bir yardımı (zekatı, sadakayı) bile engellerler.
Maun Suresi'nin Nüzul Sebebi ve Tarihsel Arka Planı
Kıymetli kardeşlerim, Kur'an'ı anlamanın en önemli anahtarlarından biri, ayetlerin hangi tarihsel bağlamda, hangi olay üzerine indiğini bilmektir. Buna ilmî dilde "Esbâb-ı Nüzûl" deriz. Maun Suresi'nin nüzul sebebi hakkında tefsirlerimizde farklı rivayetler yer alır. Bu rivayetler, surenin mesajını daha somut bir şekilde kavramamıza yardımcı olur.
Alimlerin büyük çoğunluğu, bu surenin Mekkî olduğu, yani Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Mekke'de iken nazil olduğu görüşündedir. O dönemde İslam daveti henüz yeni başlamış, müminler zayıf ve baskı altındaydı. Mekke'nin ileri gelen müşrikleri ise kibir, zulüm ve merhametsizlikte sınır tanımıyorlardı. Rivayetlere göre sure, bu tip karakterleri teşhir etmek için inmiştir.
Bir rivayete göre sure, Mekke'nin azılı müşriklerinden Âs b. Vâil hakkında nazil olmuştur. Onun, bir yetimin hakkını gasp ettiği ve kendisine gelen yetimi azarlayıp kovduğu anlatılır. Bir başka güçlü rivayet ise suredeki tipolojinin Ebû Cehil veya Velîd b. Mugīre gibi, hem Allah'ı ve ahireti inkâr eden hem de sosyal hayatta son derece zalim olan Mekke liderlerini işaret ettiğini söyler. Örneğin, Ebû Cehil'in, babasından miras kalan malı idare ettiği bir yetime hakkını vermediği, çocuğun Kâbe'de Peygamberimiz'den yardım istemesi ve Efendimiz'in (s.a.v.) bizzat gidip Ebû Cehil'den o yetimin hakkını alması gibi hadiseler, bu ayetlerin indiği sosyal dokuyu gözler önüne serer.
Bununla birlikte, bazı alimler (mesela Katâde) surenin ilk üç ayetinin Mekkî, son dört ayetinin ise Medine'de nazil olduğunu söylemişlerdir. Bu görüşe göre, ilk bölüm Mekke müşriklerinin genel ahlaksızlığını anlatırken, "Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki..." diye başlayan ikinci bölüm, Medine'de ortaya çıkan münafıkların durumunu ele almaktadır. Münafıklar, dışarıdan Müslüman gibi görünür, cemaatle namaz kılarlardı ama kalpleri iman etmemişti. Namazları sadece bir gösterişten ibaretti. Bu görüş, surenin iki farklı insan tipini – açık inkarcı ve gizli münafık – nasıl bir potada erittiğini göstermesi açısından önemlidir.
Ancak hangi rivayet esas alınırsa alınsın, unutmamalıyız ki Kur'an'ın mesajı evrenseldir. Ayetlerin belirli şahıslar veya olaylar üzerine inmesi, hükmünün onlarla sınırlı olduğu anlamına gelmez. Maun Suresi, her çağda ve her toplumda var olan, dini yalanlamanın ahlaki yozlaşmaya, ahlaki yozlaşmanın da ibadetleri anlamsızlaştırmaya nasıl yol açtığını anlatan ebedî bir ders niteliğindedir.
Maun Suresi Tefsiri: Ayet Ayet Derinlemesine Analiz
Şimdi gelin, bu ilahi ikazın katmanlarını tek tek aralayalım. Büyük müfessirlerimiz İmam Taberî, İbn Kesîr, Kurtubî ve Fahreddin Râzî'nin rehberliğinde sureyi daha derinden tefekkür edelim.
1-3. Ayetler: Dini Yalanlayanların İki Temel Alameti
"Eraeytellezi yükezzibü biddin? Fezalikellezi yedü'ul yetim. Vela yehüddü ala ta'amil miskin." (Dini/hesap gününü yalanlayanı gördün mü? İşte o, yetimi itip kakar. Ve yoksulu doyurmaya önayak olmaz.)
Sure, sarsıcı bir soruyla başlıyor: "Gördün mü?" Bu, sadece bir soru değil, bir dikkat çekme, bir "Bak ve ibret al!" çağrısıdır. Peki neyi göreceğiz? "Dini yalanlayanı." Buradaki "ed-dîn" kelimesi kilit noktadır. Müfessirlerin çoğu, başta İmam Taberî olmak üzere, buradaki "din" kelimesinin "hesap günü, ceza ve mükafat, yani ahiret" anlamına geldiğini belirtirler. Yani ayet, "Ahirete, yaptığı her şeyin hesabını vereceğine inanmayan o kimsenin halini bir düşündün mü?" diye soruyor.
Peki, bu inançsızlığın hayattaki yansıması nedir? Allah Teâlâ bize iki somut, elle tutulur alamet veriyor:
- Yetimi itip kakmak (yedü'ul yetim): Ayette geçen "yedü'u" fiili, sadece yardım etmemek değil, Arap dilinde "şiddetle ve kabaca itmek, hor görmek, hakkını gasp etmek" anlamlarına gelir. Fahreddin Râzî, bu noktada harika bir tespitte bulunur: Ahirete ve hesaba inanan bir insanın kalbinde Allah korkusu ve merhamet olur. Bu korku ve merhamet, onu toplumun en zayıf halkası olan yetime karşı şefkatli olmaya sevk eder. Eğer bir kişi bir yetimi hor görebiliyor, itip kakabiliyorsa, bu onun kalbinde ahiret inancının kök salmadığının en bariz delilidir. İman, sadece dilde bir iddia değil, kalpte bir duygu ve azada bir eylemdir.
- Yoksulu doyurmaya teşvik etmemek (vela yehüddü...): Dikkat edin kardeşlerim, ayet sadece "yoksulu doyurmaz" demiyor. "Doyurmaya teşvik etmez, önayak olmaz" diyor. Bu çok daha derin bir anlam taşır. Bu kişi o kadar katı kalplidir ki, değil kendi cebinden vermek, başkalarını hayra yönlendirme gibi maliyeti olmayan bir iyiliği bile yapmaz. Toplumdaki açlık ve yoksulluk onun umurunda değildir. İbn Kesîr, bu kişinin kalbinde ne Allah'a ne de mahlukata karşı bir sevgi ve merhamet kırıntısı kalmadığını söyler. Bu durum, sosyal sorumluluk bilincinin tamamen yitirildiği bir bencillik seviyesidir. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde, "Komşusu açken tok yatan bizden değildir" (Buhârî, Edebü'l-Müfred, 112) buyurarak bu sosyal duyarlılığın imanın bir parçası olduğunu vurgulamıştır.
4-7. Ayetler: Şekilde Kalan Namazın Tehlikesi
"Feveylün lilmüsallin. Ellezine hüm an salatihim sahun. Ellezine hüm yüraune." (Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarından gafildirler. Onlar gösteriş yaparlar.)
Surenin ilk bölümü inkarcıların ahlakını anlatırken, bu ikinci bölümü çok daha korkutucu bir gruba, "namaz kılanlara" yöneliyor. Ayetin başındaki "Veyl" kelimesi sıradan bir "yazıklar olsun" ifadesi değildir. Bu, cehennemdeki bir vadinin adı olduğu rivayet edilen, içinde en şiddetli azapların bulunduğu bir helak tehdididir. Peki Allah, neden namaz kılan bir gruba böyle şiddetli bir tehdit yöneltiyor?
Cevap sonraki ayette gizli: "ellezine hüm 'an salâtihim sâhûn" (onlar namazlarından gafildirler). Buradaki "'an" (den, hakkında) edatı çok kritiktir. Kur'an, "fî salâtihim sâhûn" (namazlarının *içinde* dalgın olanlar) dememiştir. Çünkü namaz içinde insanın aklına dünyevi düşüncelerin gelmesi beşerî bir durumdur ve affedilmesi umulur. Ancak "'an salâtihim sâhûn", namazın *özünden*, *amacından*, *vaktinden* ve *ehemmiyetinden* gafil olmaktır. İmam Kurtubî, bu gafleti şöyle sıralar:
- Namazı vaktini geçirerek kılmak, hatta kazaya bırakmayı alışkanlık haline getirmek.
- Namazın rükünlerini ve şartlarını eksik yapmak.
- Namazı niçin kıldığının şuurunda olmamak, onu bir angarya gibi görmek.
- Namazın kişiyi kötülükten alıkoyması (Ankebût 29:45) gerekirken, namaz kıldığı halde her türlü ahlaksızlığa devam etmek.
Dört Mezhebin Namazı Geciktirme Konusundaki Görüşü
Bu ayet, namazı vaktinde kılmanın önemini vurguladığı için fıkıh alimlerimiz de namazı kasten vaktinin dışına bırakmanın hükmü üzerinde durmuşlardır. Dört mezhebin de ittifakla kabul ettiği görüş, namazı meşru bir mazeret olmaksızın vaktinden sonraya bırakmanın büyük günah olduğudur.
- Hanefî Mezhebi: Namazı vaktinde kılmak farzdır. Tembellik gibi bir sebeple geciktirmek harama yakın mekruhtur (tahrimen mekruh) ve kişiyi günahkâr yapar.
- Şâfiî ve Hanbelî Mezhepleri: Bu iki mezhepte görüş daha serttir. Namazı kasten, hiçbir mazeret yokken vaktinin tamamen çıkmasına sebep olacak şekilde terk eden kişinin büyük bir günah işlediği ve durumunun çok tehlikeli olduğu konusunda hemfikirdirler.
- Mâlikî Mezhebi: İmam Mâlik de namazı özürsüz olarak vaktinden sonraya bırakmanın büyük günah olduğu ve tövbe gerektirdiği görüşündedir.
Bu gafletin bir sonraki adımı ise "ellezine hüm yürâûn" (Onlar gösteriş yaparlar) ayetinde açıklanır. Kalp Allah'tan gafil olunca, ibadetin yönü halka döner. Namaz, Allah'ın rızası için değil, "ne kadar dindar bir insan" desinler diye kılınan bir tiyatroya dönüşür. İşte bu, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) "gizli şirk" olarak nitelendirdiği riyadır. Müslim'de geçen korkutucu bir hadiste, kıyamet gününde ilk hesaba çekileceklerden birinin, ilmini başkaları "alim" desin diye öğrenen, malını "ne cömert" desinler diye harcayan ve canını "ne kahraman" desinler diye feda eden kişiler olacağı bildirilir. Onlara, "Sen karşılığını dünyada 'desinler' diye aldın, burada sana verilecek bir şey yok" denilecektir (Müslim, İmâre, 152). Bu, ibadetin ruhunu öldüren en büyük virüstür.
8. Ayet: Ahlaki Çöküşün Son Noktası
"Ve yemne'ûnel mâ'ûn." (Ve onlar, en ufak bir yardımı bile engellerler.)
Surenin son ayeti, bu sahte dindarlığın ve kalbî çürümenin nihai sonucunu ortaya koyar. Peki, nedir bu "el-mâ'ûn"? Bu kelime üzerinde müfessirler çok durmuşlardır ve her bir yorum, ahlaki çöküşün farklı bir boyutunu gösterir.
- Zekât: İbn Abbas (r.a.) gibi bazı sahabeler, bunun farz olan zekât olduğunu söylemişlerdir. Yani kişi namaz kılıyor görünür ama malının zekatını vermekten kaçınır.
- Küçük Ev Eşyaları: Hz. Ali (r.a.) ve İbn Mes'ud'dan (r.a.) gelen bir rivayete göre "mâ'ûn", komşular arasında alınıp verilen balta, tencere, tuz, su, kova gibi küçük ve gündelik eşyalardır. Bu yorum çok manidardır. Kişinin cimriliği ve merhametsizliği o seviyeye gelmiştir ki, komşusuna ödünç bir kap vermekten bile acizdir. Kendisine hiçbir maliyeti olmayan, geri alacağı bir iyilikten bile kaçınır.
- Her Türlü İyilik: Diğer bazı alimler ise "mâ'ûn" kelimesini, Allah'a itaati ve insanlara yapılan her türlü yardımı, iyiliği kapsayan genel bir ifade (ma'ruf) olarak yorumlamışlardır.
Maun Suresi'nin Fazileti ve İlgili Hadisler
Kardeşlerim, şunu belirtmekte fayda var: Maun Suresi'nin okunmasının faziletine dair özel olarak rivayet edilmiş, "şu kadar okuyana şu sevap verilir" gibi spesifik ve sahih bir hadis bulunmamaktadır. Ancak bu, surenin değersiz olduğu anlamına asla gelmez. Kur'an'ın her harfi şifadır, her suresi hazinedir. Maun Suresi'nin asıl fazileti, lafzında değil, manasında ve hayatımıza yansıyan derslerindedir.
Surenin içeriği, İslam ahlakının temel direkleriyle doğrudan ilgilidir. Bu sureyi anlamak ve yaşamak, bizi Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) şu hadis-i şeriflerinde övdüğü ahlaka yaklaştırır:
- Yetimin Hukuku: Resûlullah (s.a.v.) mübarek işaret ve orta parmağını birleştirerek şöyle buyurmuştur: "Ben ve yetime kol kanat geren kimse, cennette işte böyle (yakın) olacağız." (Buhârî, Talâk, 25). Maun Suresi'ni okuyup anlayan bir mümin, bu müjdeye nail olmak için yetime karşı daha hassas davranır.
- Gösterişten (Riya) Kaçınmak: Efendimiz (s.a.v.) ümmeti için en çok korktuğu şeyin "gizli şirk" yani riya olduğunu belirtmiş ve şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Allah, sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz, fakat kalplerinize ve amellerinize bakar." (Müslim, Birr, 34). Maun Suresi, amellerimizi sürekli olarak "Kimin için yapıyorum?" sorusuyla denetlememiz için bir uyarı zilidir.
- Komşuluk ve Yardımlaşma Hakkı: Surenin son ayetindeki "mâ'ûn"u engelleme eleştirisi, komşuluk ve yardımlaşma ahlakının önemini hatırlatır. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: "Cibrîl bana komşuya iyi davranmayı o kadar çok tavsiye etti ki, onu mirasçı kılacak zannettim." (Buhârî, Edeb, 28). Basit bir yardımı esirgemek, bu nebevî ahlaktan ne kadar uzaklaşıldığının bir göstergesidir.
Dolayısıyla Maun Suresi'nin en büyük fazileti, onu okuyup tefekkür ederek kalbimizi riyadan, davranışlarımızı kabalıktan, malımızı cimrilikten arındırma iradesi göstermektir.
Pratik Uygulama: Maun Suresi'ni Hayatımıza Nasıl Yansıtırız?
İlim, amel etmek içindir kıymetli kardeşlerim. Maun Suresi'nden öğrendiklerimizi rafımızda bir bilgi olarak bırakırsak, bize pek bir faydası dokunmaz. Gelin, bu sureyi hayatımıza tatbik etmek için birkaç pratik adım belirleyelim:
- Namaz Muhasebesi: Her yatsı namazından sonra kendimize birkaç dakika ayıralım ve soralım: "Bugün namazlarımı vaktinde ve cemaatle kılmaya ne kadar özen gösterdim? Namazda Rabbimin huzurunda olduğumun ne kadar farkındaydım? Bir sonraki namazı iple çektim mi, yoksa bir an önce bitse diye mi bekledim?" Bu, "sâhûn" olmaktan korunmak için bir öz denetim mekanizmasıdır.
- 'Maun' Cömertliği: Haftada en az bir kez, bilinçli olarak bir "maun" eylemi yapalım. Bu, komşunuza bir tabak yemek ikram etmek, iş arkadaşınıza ihtiyacı olan bir konuda yardım teklif etmek, yolda kalmış birine yardım etmek veya bir öğrenciye burs vermek olabilir. Önemli olan, büyük veya küçük demeden, karşılık beklemeden bir iyilik kapısı aralamaktır.
- Gizli Sadaka: Riya tehlikesinden korunmanın en etkili yollarından biri, sağ elin verdiğini sol elin bilmeyeceği şekilde iyilik yapmaktır. Kimsenin bilmediği, sadece sizinle Allah arasında sır olarak kalacak düzenli bir sadaka alışkanlığı edinin. Bu, niyetlerimizi saflaştırmak için en güzel egzersizdir.
- Yetim ve Yoksul Gözetme: Çevremizdeki yetimleri, dulları ve ihtiyaç sahiplerini araştıralım. Onların sadece maddi değil, manevi desteğe de ihtiyaçları vardır. Bir bayramda bir yetimin başını okşamak, halini hatırını sormak, ona değerli olduğunu hissettirmek, Maun Suresi'nin ruhunu yaşamaktır. Güvenilir kurumlar aracılığıyla bir yetime sponsor olmak da bu bilinci canlı tutmanın en güzel yollarındandır.
Editörden Not: İbadetin Ruhu ve Beden Arasındaki İnce Çizgi
Yıllardır bu kürsülerde, rahle başında öğrencilerimle hemhal olurken hep aynı hassas noktaya temas etme ihtiyacı hissettim: İbadetin ruhu ve bedeni meselesi. Maun Suresi, işte tam da bu ince çizgiyi, bu keskin bıçak sırtını önümüze koyar. Namaz, İslam'ın direğidir; oruç, kalkandır; zekât, köprüdür. Bunlar, dinimizin iskeletini oluşturan, olmazsa olmaz ibadetlerdir. Lakin bir iskeletin tek başına bir anlamı var mıdır? Onu değerli kılan, içindeki ruh, kan dolaşımı, yani ihlas, samimiyet, merhamet ve güzel ahlaktır.
Maun Suresi bize diyor ki, eğer kıldığın namaz seni daha merhametli bir insan yapmıyorsa, seni bir yetimin başını okşamaktan alıkoyan o kibrini kırmıyorsa, seni yoksulun derdiyle dertlendirmiyorsa, o namazın bedeninde bir sorun var demektir. O namaz, ruhsuz bir bedendir. Sadece eğilip kalkmaktan ibaret, içi boş bir ritüele dönüşmüştür. İşte bu, "namazlarından gafil olmak"tır. Bu gaflet, kişiyi yavaş yavaş gösterişe, yani ibadetini Allah için değil, kullar için yapmaya sürükler. Riya, amelleri yiyip bitiren bir güve gibidir. En sonunda öyle bir noktaya gelir ki, değil malından infak etmek, komşusuna bir tuzu bile çok görür hale gelir. İşte bu, manevi bir iflastır.
Bu sebeple, Maun Suresi her mümin için bir turnusol kâğıdıdır. İbadet hayatımızla ahlaki durumumuzu test ettiğimiz bir mihenk taşıdır. Kendimize sormalıyız: İbadetlerimiz bizi daha iyi bir insan yapıyor mu? Yoksa bizi, başkalarından üstün olduğumuza inandıran bir kibre mi sürüklüyor? Cevabımız, cennet ile "Veyl" vadisi arasındaki yerimizi belirleyebilir. Rabbim bizleri ibadetlerinin ruhuna erişen, namazı kendisini her türlü kötülükten ve ahlaksızlıktan alıkoyan samimi kullarından eylesin.
Maun Suresi'nden Çıkarılacak Dersler
Özetle, bu kısa ama kapsamlı sure bizlere şu hayatî dersleri verir:
- Gerçek iman, ahiret sorumluluğu bilincidir ve bu bilinç mutlaka güzel ahlak olarak hayata yansır.
- Toplumun zayıflarına (yetim, yoksul) karşı duyarsızlık, iman zafiyetinin en net göstergesidir.
- İbadetler, özellikle de namaz, gösterişten (riya) arındırılmalı ve sadece Allah rızası için yapılmalıdır.
- Namazı ciddiye almak; vaktine, şartlarına ve ruhuna uygun olarak kılmaktır. Onu bir angarya olarak görmek, ilahi tehdide muhatap olmaktır.
- Cimrilik ve bencillik, en küçük yardımlaşmayı bile engelleyecek seviyeye geldiğinde, bu durum manevi bir hastalığın işaretidir.
- İslam, sadece bireysel ibadetlerden oluşan bir din değil, aynı zamanda derin bir sosyal adalet ve yardımlaşma ahlakı üzerine kuruludur.
Rabbim, bizleri Maun Suresi'nin mesajını anlayan, yaşayan ve bu suredeki uyarılardan ders çıkararak nefsini ıslah eden kullarından eylesin. Amin.
Namazlarınızda ve dualarınızda bizleri de unutmayın kardeşlerim.
Kaynaklar
Bu yazının hazırlanmasında aşağıdaki temel tefsir ve hadis kaynaklarından istifade edilmiştir:
- Taberî, Muhammed b. Cerîr, Câmi'u'l-Beyân an Te'vîli Âyi'l-Kur'ân
- Kurtubî, Muhammed b. Ahmed, el-Câmi' li Ahkâmi'l-Kur'ân
- İbn Kesîr, Ebü’l-Fidâ İmâdüddin, Tefsîrü'l-Kur'âni'l-Azîm
- Râzî, Fahreddin, Mefâtîhu'l-Gayb (et-Tefsîrü'l-Kebîr)
- Buhârî, Muhammed b. İsmâîl, Sahîh-i Buhârî
- Müslim, Ebü’l-Hüseyin Müslim b. el-Haccâc, Sahîh-i Müslim
- Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili






